Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in surelerinden olan Müzzemmil suresi, Peygamber Efendimizin (sav) vahiy başlangıcında şahsi ve psikolojik gelişimine ışık tutmuştur. Aslında sadece Efendimize (sav) has değil, bilakis bütün insanlığa uyarı, nasihat eden bir sure biçimidir. Şimdi birtakım noktalara göz atalım:
Müzzemmil 1. “يَا أيُّهَا اَلْمُزَّمِّل”: Mekki olan ve toplamda yirmi ayetten oluşan Müzzemmil suresi, adını, ilk ayetteki “يَا أيُّهَا اَلْمُزَّمِّل” “Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)” nidasıyla başlayan kelimeden almıştır. Artık tarihler, vahyin başlangıcı ve nübüvvetin ilk kıpırtılarına işaret etmektedir.
Nebimiz Hz. Muhammed’in (sav) inzivaya çekilmesiyle zuhur etmiştir her şey. İnziva, kişinin iç dünyasına yönelerek özünü yani Hakkı araması, Hira’sına çekilmesi… Zira Allah-u Teâlâ, Rasulullah’a (sav) risalet vazifesini yüklemeden önce üç sene O’nu bu uzlet yoluyla olgunlaştırmıştı. Ve Kur’an-ı Kerim’in nazil olmaya başladığı bu kutlu gece, Efendimizin (sav) inzivaya çekildiği mübarek dağlardan Hz. Hatice’nin (ra) yanına koşarak, şaşkınlıkla gelmesini sağlar. Ardından “زَمِّلُنِي،زَمِّلُنِي” yani beni örtünüz, beni örtünüz der. Halen ne olduğunun idrakine varamayan Efendimize (sav) bir ayet iner “Ey örtüsüne bürünen Peygamber…” (Müddessir suresinin ilk ayetlerinde de geçen bu uyarıya binaen; ilk vahiyden sonra üç yıl veya altı ay fetret devri yaşandı. Buna, “üç sene” diyenler de olmuştur. Fakat tercih edilen görüş, altı aydır. Bundan sonra Rasulullah (sav), yine Hira’dan dönüşte gökten bir ses işiterek Hz. Cebrail’i görmüş, korku ve titreme içinde eve dönüp “Beni örtün, beni örtün!” deyip yatmıştı; bunun üzerine bu ilgili ayetler indi.)
İlahi bir hitapta nazil olan bu güzel nidaya da bir bakın! Rabbimiz, direkt dinin emirlerini buyurmadan önce Peygamber Efendimize (sav) farklı bir şekilde hitap ediyor. Burada davet çalışmalarında güzel sözün ve yumuşak huyluluğun ehemmiyetini görmekteyiz. Zira bu din, samimiyet dinidir. Zorbalığın, türlü ahlaksızlığın kol gezdiği bu dünyada yumuşak huylu, halim selim biri olabilmek ve etrafımıza da bu davranışları yaymaya çalışmanın adıdır İslamiyet.
Müzzemmil 2. قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلًاۙ: Yüce Rabbimizin güzel hitabından sonra, “Geceleyin kalk, az bir kısmı dışında geceyi ibâdetle geçir!” Ey örtünüp bürünen, Kalk! Kalk, seni bekleyen büyük işi yerine getirmek, senin için hazırlanmış ağır yükü, omuzlamak için! Kalk, yorgunluk, güçlük, gayret sebat seni bekliyor. Kalk, zira uyku ve istirahat zamanı artık geçti. Kalk ve bütün bu işlere hazırlan.
Şurası muhakkak ki sadece kendi hayatlarını yaşayanlar müsterih yaşarlar; fakat böyleleri basit yaşar, keza basit ölürler. Bu büyük davayı yüklenenlere gelince; yumuşak yatak, huzurlu maişet, bunlarda ne gezer?
Müzzemmil 3-4. نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قليلا * اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْتٖيلا : “Geceleyin -birazı dışında- namaza kalk! Gecenin yarısında bu vakti biraz öne veya biraz ileri de alabilirsin. Kur’an’ı tane tane, hakkını vererek oku.” Bu ilahi öğütler, büyük ve çetin bir vazifeye hazırlamak için birer vesileydiler. Bu vazife için ilk öğütler “geceleyin namaza kalk” öğüdü; zira bu kutlu öğüt, Efendimizi (sav) dünyevi işlerin, türlü baskıların altından hakkıyla kalkabilmek için bir yaşam temeli. Evet, bu temel, “Teheccüd…” Nafile bir ibadet olarak görülen, geceleyin sıcak yataklardan kalkmaya üşenilen bu kutlu ibadet, Rasulullah’a farz idi. Daha sonra:
Müzzemmil 5-6-7.
اِنَّا سَنُلْقٖي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَقٖيلاًؕ
اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ قٖيلاً
اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَوٖيلاًؕ
“Doğrusu biz, sana, taşınması zor bir söz vahyedeceğiz. Şüphesiz gece vakti etki ve uyum yönünden daha uygun ve sözün zihne yerleşmesi bakımından daha elverişlidir. Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır.” Yüce Rabbimiz, zorlu dünyevi meşgalelerin, müşriklerin uyguladıkları zorbalıklar ve boykotlara karşı bir nevi hazırlık olması amacıyla Peygamberimize (sav) gece namazını farz kılıyor. Çünkü uykuyu bölerek kıyama kalkmak nefsin kendisiyle ve şeytanla olan mukavemetidir, nefis terbiyesidir. Aslında o kadar meşgalelere karşı sanki iki, dört ya da sekiz rekâtlık bir namaz göze kolay gelebilir. Lakin Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla tedebbur edebilirsek göreceğiz ki bu nafile namazda insan zihnine ve cismine maddi olarak değil, manen olarak birtakım takviyeler mevcud. Gecenin bir yarısı sadece Rabbimizle beraberiz, kâinatta, sokaklarda, evlerde bir süreliğine de olsa sekinet zuhur etmekte, ses yok, zihin ve kalp, duru bir şekilde yalnızca Hakk’a bağlanmış…
Biz de kendi hayatımıza göz atacak olursak, bir Müslüman olarak farz namazlarımızı kılıyoruz elhamdulillah, evet. Bunda bir sıkıntı yok; lakin İnşirah suresinde de geçtiği gibi; “O halde mühim bir işi bitirdiğinde hemen başka bir mühim işe sarıl.” Kısacası, farzları düzene koyduktan sonra nafileleri de ön plana çıkarmak durumundayız; günlük iki rekât, haftalık bir günlük oruç olsa bile…
Bu ilahi buyruk üzerine “Teheccüd Namazı”, Peygamber Efendimize (sav) farz idi, demiştik. Daha sonra:
Müzzemmil 20. “Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını, üçte birini ibadetle geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir grubun da (böyle yaptığını) rabbin elbette bilir. Gece ve gündüzü belirleyen ancak Allah’tır. O, sizin (istenen) vakti tespit edemeyeceğinizi bilmektedir. Bu yüzden de sizi bağışlamıştır. Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah’ın lutfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecek, diğerleri de Allah yolunda çarpışacaktır. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı ödeyin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; işte bu, daha iyidir ve mükâfatı daha büyüktür. Allah’tan bağışlanmayı dileyin, şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”
Bunlar, yorgunlukları, meşakkatleri, uzun boylu ayakta durmaları kaldıran bir kolaylık ve rahmet ayetleridir. Şüphesiz Allah-u Teâlâ, Müslümanların yükünü hafifletmiş, gece kalkmayı bir fariza olarak değil de bir nafile olarak bırakmıştı. Nitekim İbn Abbas (ra) şöyle der: “Gece ibadeti, Peygamberimize (sav) farz idi. Çünkü yüce Allah, “Gece ibadeti yap” buyurmuştur. Sonra, “فَٱقْرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ۚ” yani “Ondan kolay olanı okuyun” ayetiyle neshedildi. Gece namazının farz oluşunun başlamasıyla kaldırılması arasında bir yıl vardır.” Şöyle ki yüce Allah, müminlere acımış ve bu emri (Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun), onların yükünü hafifletmiştir.
Günümüzde bu ayeti yani “Kolayınıza geleni okuyun” buyruğunu farklı yerlere çekerek namazı, dünyevi işlere hemen atılmak amacıyla hızlıca, tertil üzerine okumadan hatta ve hatta hep kısa surelerle nihayete erdiriyoruz maalesef. Hâlbuki Yüce Rabbimizin kastı asla ve asla bu değil, yukarıda da gördüğümüz üzere, Rasulullah’a farz olan bir nafile namazın hükmü hakkında indirilmiş bir buyruk.
Rasulullah’a (sav) inen, manevi bir destek vesilesi olan bu sure, O’nun İslami davetlerinde büyük yardımcısı, yol göstericisi olmuştur. Bu ayet-i kerimeler, sadece indiği döneme has olmayıp asırlarca güncelliğini korumaktadır. İçindeki emir ve yasaklar yalnızca geçmişe değil, her an ve her zaman insanına hitap etmektedir. Bir insanın; kişisel, fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra psikolojik desteğe, ruhen itmi’nana ihtiyacı vardır. Bu manevi ihtiyacının belki az bir kısmını dünyevi meşgalelerden giderebilir, karşılayabilir. Ama bilmeliyiz ki bizleri İslâm fıtratı üzere yaratan Rabbimiz, kılavuzumuzu yani Kur’an-ı Kerim’i aslında manevi ve maddi ihtiyaçlarımızın salahiyeti üzerine de göndermiştir, tabi ki işin sırrı hakkıyla tedebbür edebilmekte…
Rabbimiz, Kur’an’ı güzelce anlayıp hakkıyla yaşamamızı nasip eylesin. Rabbimizin salih kulları zümresinde bulunabilmek duasıyla…
Nisa Rümeysa DOĞRU
Kaynakça:
Seyyid Kutub, Fi Zilali’l-Kur’an
Muhammed Ali es-Sabuni, Safvetu’t-Tefasir
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan