İzzet, sözlükte “güçlü ve üstün olmak, galip gelmek saygın olmak” gibi manalara gelir. Ayrıca bir kimsenin başkaları karşısında bedensel, psikolojik, ekonomik sosyal statü vb. yönlerden güçlü, etkin ve saygın olması, baskı altına alınamaz bir konumda bulunması durumunu da ifade eder ve “acizlik, alçaklık” manasındaki zilletin karşıtı olarak kullanılır (Ragıp el-İsfehani, el-Müfredat, “izz” md; Dozy, 2, 123).
Rabbimiz Subhanehu ve Teâlâ, Münafikun suresi, 63/8’de şöyle buyurmaktadır: “Hâlbuki asıl güç ve izzet; Allah’ındır, resulünündür, müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler!”
Asıl izzet, Allah’ın, Resullerinin ve müminlerindir. Bundan şunu anlıyoruz ki; izzetin sadece kendilerinde olduğunu savunan beşeri ideolojilerin ve onların bu yalana kanan taraftarlarının olması gerekiyor ki Rabbimiz bu olayı bize haber versin. Asıl izzetin sahiplerini haber veriyor ki yanlış yerlerde dolaşmayalım, aramamız gereken yere yönlenelim.
Rabbimiz, Kur’an’da, toplumları ikiye ayırmıştır: İslam toplumu ve cahiliye toplumu. İslam dışı toplumlar ve onların medeniyetleri hangi boyutta olursa olsun isimleri cahiliyedir. Yaratıcısını tanımayan, nereden, niçin geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyen toplumlar elbette ki bu kötü ünvanı hak etmiştir. Bütün kâinatı yoktan var eden Âlemlerin Rabbinin onları idare etmek, elbette ki hakkıdır. Kanun koyacak olanın ancak el-Halık, el-Malik ve er-Rezzak olması gerekir ki kanun koyabilsin. Yaratmayan, kendisi gibi yaratılmışları nasıl anlayabilir. Onları çekip çevirmeyi, ihtiyaçlarını hakiki manada nasıl ihata edebilir?
“Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” (Mülk suresi, 14). Yarattığı insanoğlunun neye göre, nasıl yaşayacağını en güzel takdir eden Âlemlerin Rabbi olan Allah, onu, kulluk kitabı ve onun tercümanı olan Resullerle desteklemiş, başıboş bırakmamıştır.
Yaratılış gayesi üzere yaşamak isteyen insanoğlu için en güzel yol, sıratı müstagım olan İslam’dır. O yol üzere yaşar ve hiçbir zaman insan aklının mahsulü olan beşeri ideolojilere tenezzül etmez. Gerek de yoktur zaten. Nakıs olan insan aklının yanında sınırsız ilmin sahibi olan Rabbi Teâlâ, mukayese bile edilemez.
“Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu, kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran suresi, 85). Bu ayet-i kerimenin tefsirinde “Din” kelimesi; ceza, mükâfat ve hayat tarzı olarak geçer. Demek ki hakiki hayat tarzı insan mahsulü değil, Allah’ın vahiy yoluyla peygamberi aracılığıyla insanoğluna gönderdiği adalet üzere tesis edilmiş İslam’dır. İçerisinde insanın hayatını idame edebileceği huzur ve sükûnet içinde bir nizam. Çünkü o, yaratanın koyduğu hayat tarzıdır. İnsanın insana kanun koyması, ihtiyaç sahibi olan bir insanın yine ihtiyaç sahibi olan insana köksüz yardımıdır. Âlimlerimizin dediği gibi aynen şuna benzer; “Körün körü götürmesi ya da boğulanın boğulanı kurtarması gibidir.”
Beşeri ideolojiler; hep bir çıkar, yanlı, bencil ve zulüm üzere toplumun iradelerini ellerinde tutmaya endeksli çıkarılmış kanunlardır. Zenginler ve elit tabaka insanları kayırılmış, mazlumların omuzları üzerinde yükselen sömürü düzenleridir; adları her ne olursa olsun. Cumhuriyet gibi “cumhur” kelimesini de İslam literatüründen alarak insanlara “cumhur sizi yönetiyor” diyerek, doğru bir şey yapıyoruz izlenimi sunulmuştur. Bu ideolojiler, küfür sistemlerinden derlenmiş aşağılık kompleksiyle onlardan etkilenerek topluluğun hak ve hukuku, huzuru üzere şekillenmemiş oluşumlardır. Bu kanunlar, öncelikle üsttekileri koruma, kayırma amaçlıdır. Eğer aklı muhasara altına alınmamış temiz akıl sahipleri itiraz edecek, insanları uyandırmaya çalışacak olursa, onun için de bir kanun maddesi hazırdır: “Vatan haini” diyerek damga vururlar. Zaten omuzlarında yükseldikleri hazırlanmış kitle bunu onaylar ve onlar da kendi ayağına, aklına ve ruhuna pranga takanları alkışlarlar.
Subhanallah! Ne garip değil mi? Kurtuluşumuzun, asıl saadet hayatının sahibini bilmeyenlerin hali…
“Küfür, tek millettir” buyuruyor hidayet öncümüz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem). Adı ne olursa olsun hangi çağda ve hangi coğrafya üzerinde olursa olsun hepsinin buluştuğu ortak nokta, Allah’ın yarattığı kullarını kendilerine kul etme yarışıdır. İnsanlık kula kulluktan kurtulsun, diye İslam dini gelmiştir. Rabbimize, binlerce hamd olsun.
Değerli Kardeşlerim!
Beşeri ideolojilerin hangisini ele alırsanız alın ve onların hangisinin analizini yaparsanız yapın, hep aynı nakıslığı göreceksiniz, sınırsız güç sahibi olan Rabbimizin yarattığı, yaşattığı ve yasadığı insanoğlu için ne kadar uyumsuz olduğunu bulacaksınız. Adaletten uzak eşitlik adına koydukları kanunları bile zulümdür. Mesela; erkek ve kadın çalışanlar arasına mesai saati ücreti konulur, çalışma şartları eşitlenir ama bunların yaratılış vasıflarından habersiz oldukları için çalışma şartlarının ikisi için aynı olması “eşitlik”tir ve kusursuz hakları verilmiş görülür. İslamsız düzenler, her zaman “adalet”le “eşitliği” karıştırır.
Heyhat! Nerede İslam ve nerede onun karşısında yer almaya çalışan ve onu da beceremeyen küfür? “Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır? Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez” (Kasas suresi, 50).
En “Emin”e emanet olun.
Sümeyye DEMİRCİ