Kazım Sağlam
Demokrasi nedir, demokratik eylemler neye denir, özgürlüğün sınırı var mıdır?
Bugüne kadar bize demokrasi için halkın kendi kendisini idare etmesidir dediler. Bunun da çeşitleri var dediler. Temsili demokrasi, çoğulcu demokrasi, katılımcı demokrasi… zaman ilerledikçe işbu demokrasi de gelişiyor galiba.
Halk iradesinin hakim olması, halk ne derse o olur, dediler. İnsanları insanlar idare edecek, doğmalar değil, yani şeriat olmayacak, kul kendi kanunlarını kendisi belirleyecek ve kendini idare edecek Allah işin içinden çıkarılacak, cumhuriyet kurulunca öyle dediler.
Müslüman halk buna direndi, bedeller ödedi, bu bedel ödeyenlerden biri de Said-i Nursî idi.
Ama olmadı ve demokrasiye, cumhuriyete geçildi. Bu sefer cumhuriyet ile demokrasinin ilişkisi gündeme geldi, cumhuriyetsiz demokrasi olur mu olmaz mı tartışması çıktı.
Cumhuriyetsiz demokrasi olamaz dediler, halk onu da kerhen kabul etti, buna boyun eğdi desek daha doğru olur. Bu sefer cumhuriyet laiksiz olmaz tartışması gündeme geldi.
Laiklik olmadan cumhuriyet olmaz dediler, onu da kabul etti halkımız.
Ama dedilerki; laiklik dini devletten ve toplumsal alandan çıkarmadıkça laiklik olmuş sayılmaz.
Bu sefer laiklik tarifi üzerinde kavgalar başladı; laiklik din ile devlet işlerini ayırmak mı yoksa dine cephe almak mı? Bu tartışma elan da devam ediyor.
Laikler, ulusalcılar, liberaller… diyorlar ki; laiklik olmadan cumhuriyet olmaz, cumhuriyet olmadan demokrasi olmaz.
Muhafazakâr çevre de diyor ki; demokrasi halkın idaresi ise o zaman halkın iradesi ne ise o olacak. Halk, kendine sunulan siyasi programdan hangisine onay verecekse o iktidar olacak o siyaset doğrultusunda memleket idare edilecek. Muhafazakarlar, cumhuriyeti, hatta laikliği ret etmiyorlar.
Laikliği din karşıtlığı olarak anlaşılmasına itiraz ediyorlar. Halkın oyunu almak için halkın istekleri doğrultusunda siyaset yapıyorlar.
Halk namaz kılmak istiyorsa iktidar ona zemin hazırlar. Halk başını örterek okumak istiyorsa onun önünü açacak.
Gezi Parkçılara göre bu demokrasi değil, şeriata açılan kapıdır, bu kapılar ebediyen kapalıdır, kimse bu kapıları aralamaya kalkışmasın. Aslında İslam devleti kapısını aralayan da yoktur. Ama Gezi Parkçılar böyle yorumluyorlar, olup bitenleri.
Böyle bir hayat kurgulayanlara göre demokrasi; dine karşı duruş biçimidir, bunu zedeleyen her şey merduttur, gayr-i medenidir, demokrasi dışıdır. Böyle düşüncelerin önünü kesmek demokrasiye hizmettir, bunun için gerekirse işgal olabilir, banka yağmalanabilir, arabalar ateşe verilebilir, dükkânların cam-pencereleri indirilebilir hatta kan bile dökülebilir. Çünkü ölüm kalım savaşı var.
Demokratik eylemler bugün bu görüntüdedirler.
Şimdi ben soruyorum? Acaba demokrasi bir iç savaş idare biçimi midir? Yani halk kendi içinde savaşacak birisi galip gelecek, onun dediği olacak. Yoksa savaş sonrası bir sulh mudur?
Bunun adı derebeyliktir. Bugün Gezi Parkındaki eylemciler derebeyliğini ilan eden şövalyeler gibidirler, TKP şövalyeleri…
Peki biz dinini yaşamak isteyen insanlar olarak bu demokrasi anlayışında ne yapacağız, nasıl bir hayat süreceğiz?
Çoğulcu demokrasi demek; her türlü mukaddese hakaret etmek, kutsal tanımamak mıdır? Çoğulculukta ahlak, erdem, toplumsal kaide/kural olmayacak mı?
Namus, evlilik, aile, büyüğe saygı, bunlar bulunmayacak mı?
Temeli hazza dayalı bir dünya mı kurulacak, marjinal anlayışa sahip olanlar istediğini yapacak, halkın büyük kısmı kendi hayat tarzından vazgeçecek. Öyle mi acaba?
Müslüman halk, halkın inancı, yaşantısı, inanç hürriyeti burada nasıl yer bulacak?
DİKTATÖRLÜK
İkinci mesele diktatörlük; en baba diktatörler diktatörlüğe karşı durduklarını söylüyorlar.
Cumhuriyet tarihi boyunca yukarıdan aşağıya toplumu değiştirmeye yeltenenler, demokrasi ve özgürlük naralarını atarak siyaset yapagelmişlerdir.
Hayat kadınların namuslu görünmeleri ve namusluluk nutku çekmelerine benzer, bazılarının diktatörlüğe karşı oluş söylemleri.
28 Şubatta diktatörlüğün en alasını yapanlar bugün başkalarını diktatörlükle suçluyorlar.
Yine o dönem diktatörlerine yol gösterenler, o zamanki hükümeti iktidardan düşürme taktiklerini verenler, bugün demokrasi havarisi kesilip yakıp yıkanlara kol kanat germe yüceliğini ve büyüklüğünü gösterenler acaba ayni çevre değil midir?
Kendi dar çevresini kurtarmak adına ülkenin genel menfaatlerini hiçe sayanlar bugün tüm ülkeyi kucaklama rolüne soyunanlar aynı insanlar mıdır? Yoksa o nesil, o anlayış gitti de yerine melek sima, ilahi rahmete mazhar Allah’ın has kulları mı geldi?
Gayretullah, camiyi kirleten, başörtülüye her türlü hakareti ve aşağılamayı reva gören, Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da … kan emen insanlık ve İslam düşmanlarına dokunmuyor da Allah’a, Allah’ın mümin kullarına saldıranlara karşı nefs-i müdafaa edenlere mi dokunuyor?
Yüce Allah, kime nasıl muamele edeceğini, kimin veya kimlerin Allah’ın gazabını hak edeceğini en iyi bilendir.
Bu kadar zulmü ve karanlığı yerküremiz çekemez, gayretullah’a dokunabilir, herkes kimin yanında durduğuna iyice bakmalı.
Bir iki ayet meali vererek insanları düşünmeye çağırıyorum: “Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Al-i İmran, 54) yette sözü edilen tuzak, İsrailoğullarının Hz.İsa’ya suikast düzenleme girişimidir. “Allah’ın tuzak kurması” kavramı ise, Allah’ın kurulan tuzağı bozmasını veya tuzak kuranları cezalandırmasını ifade etmektedir.
“Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.” (Nahl, 26)
“Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün bu tuzakları boşa çıkarmak Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.” (Ra’d, 42)
“Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.”(Neml,50) yetteki “Allah’ın tuzak kurması” ifadesi mecazî olup, “inkârcılara mühlet verip sonra onları ansızın yakalaması”, “inkârcıların inkârlarına ceza ile karşılık vermesi” gibi anlamlar ifade eder.
“Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).” (İbrahim,46)
Tüm hile ve desiseleri bilen Allah, “Gezi Parkı” içinde ve çevresinde kurulan hile ve tuzakları da bilir. Kimse dini kisveye bürünerek dini aslî hüviyetinden ve bağlamından koparma uyanıklığını göstermesin, dini oyun ve eğlence yapanlara yüce Allah’ın tuzağı/cezası ağır olacaktır.