El Kaide’den IŞİD’e Irak ve Suriye’deki Direniş (IV)
Gündem Son Sayımız Yazarlar

El Kaide’den IŞİD’e Irak ve Suriye’deki Direniş (IV)

ozgur_suriye_ordusu_bayrak_ve_cocuk

 

SURİYE’DE MUHALİF GÜÇLERLE IŞİD’İN ÇATIŞMASI

Ebu Bekir el-Bağdadi, Zevahiri’nin açıklamalarını dikkate almayarak, kurduğu ve Suriye’yi de içine alan Irak Şam İslam Devleti’ne tabi olmayı reddeden muhaliflere karşı operasyonlar yapmaya başlamıştır. Gün geçtikçe Suriye’de Nusra Cephesi de dahil bütün grupları karşısına alan (IŞ)İD, diğer grupları İslam dinine muhalif davranmakla suçlayarak, muhaliflerin elindeki bölgeleri ele geçirmeye çalışmıştır. Suriye’deki muhalifler ise, (IŞ)İD’i fikirlerinde aşırıya kaçarak “tekfirci” bir tutum sergilemekle suçlamıştır.

(IŞ)İD’in, kendi mensuplarının karıştığı bir takım olaylar nedeniyle diğer grupların Şeriat mahkemesi kurulma talebini kabul etmemesi, kendi adamlarının sadece kendi kuracağı mahkemede yargılanabileceğini söylemesi gerilimi daha da artırmıştır. (IŞ)İD, pratikte de böyle davranmış yani diğer gruplar tarafından kurulan ortak Şeriat mahkemelerini tanımamış ve kendi Şeriat mahkemeleri kurmaya başlamıştır. Bunun nedenini de, kendisinin “devlet”[1] olduğunu; diğer gruplarınsa örgüt ya da cemaat olduğunu, dolayısıyla aynı statüde bulunmadıklarını şeklinde izah etmiştir. Zamanla bu durum ciddi gerilimlere yol açmış, Ocak/2014 ayına gelindiğinde ise (IŞ)İD’in bazı Ahrar mensuplarına ve liderlerine yönelik tutuklama, işkence ve cinayetleri muhaliflerin (IŞ)İD’e toplu bir biçimde karşı koymasına sebep olmuştur.

(IŞ)İD ile Suriye’deki başta El Kaide unsurları olmak üzere diğer muhalif gruplar arasında ilk gerginlik 2013’ün son aylarında El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin, Suriye’deki İslam bayrağının en-Nusra Cephesi’nin taşıyacağını söylemesiyle başlamıştır. Yani El Kaide arasındaki bölünme ve muhaliflerle çatışmanın başlaması Zevahiri’nin Irak İslam Devleti’nin Irak’ta, en-Nusra cephesinin ise Suriye’de faaliyet göstermesi talimatını vermesi ile gerçekleşmiştir. IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi ise, Suriye’deki El Kaide temsilcisinin kendileri olduğunu belirterek en-Nusra’nın kendilerine bağlı olduğunu iddia etmiştir.

(IŞ)İD’İN SURİYE’YE GİRMESİ VE ÇATIŞMALARIN BAŞLAMASI

(IŞ)İD -ÖSO ÇATIŞMASI VE AZEZ KASABASI

(IŞ)İD’le muhalif gruplar arasında başlayan –ve halen devam eden- gerginlik, Nisan 2013 ayına kadar uzanır. ABD, Özgür Suriye Ordusu[2] (ÖSO)’na yapacakları yardımın El-Kaide unsurlarının eline geçmemesi şartını koşmuştur. O dönemde ÖSO bünyesinde yeni kurulan Yüksek Askeri Konsey’in[3] başına getirilen Sa/e/lim İdris, bu şartı kabul etmiştir. Nitekim Washington Yönetimi de bu çerçevede direnişçilere silah dışı doğrudan yardımları göndermeye başlamıştır. Ve Denver’dan[4] kalkan, sonra 30 Nisan 2013’de Gaziantep Oğuzeli Havalimanı’na inen ABD’ye ait bir askeri uçak, ilk yardım partisini General İdris’e ulaştırmıştır. Ancak Amerikan Yönetimi’nin, El Kaide unsurlarının bu malzemelerden kesinlikle yararlanmaması şartı sahada direnişçiler arasında ilk ciddi ayrılığı tetiklemiş ve bu ayrılık Temmuz ayında çatışmaya dönüşmüştür. Nitekim ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)’nun önde gelen isimlerinden Kemal Hammami, Irak İslam Devleti adlı El Kaide oluşumunun Suriye kolu tarafından 12 Temmuz 2013’de öldürülmüştür. ÖSO Sözcüsü Kasım Sadeddin’in açıklamasına göre, Ebu Bassel Ladkani kod adıyla tanınan Kemal Hammami, savaş planları ve işbirliği konusunda El Kaide mensupları ile görüşme yapmak için gittiği Lazkiye’de öldürülmüştür. Olayın Lazkiye’deki stratejik bir noktanın kontrolü konusunda tartışma çıkması üzerine meydana geldiği bildirilmiştir. ÖSO ise, Hammami’nin öldürülmesinin savaş ilanı olduğunu söyleyerek misilleme yapacağını açıklamıştır. Çatışmalar bu kadarla da kalmamış ve Halep’in Azez ilçesine (Azez ilçesi, Kilis’teki Öncüpınar İlçesi’nin karşısında) sıçramıştır.

Azez’de (IŞ)İD ile ÖSO arasında çıkan çatışmaların nedeni 21 Eylül 2013 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nde şöyle belirtilmiştir; “Azez’de bir hastanede yaralıları tedavi eden 3 Alman doktorun hastaları kameraya alması üzerine El-Kaide’ye bağlı savaşçılar doktorları tutuklamak istedi. ‘Biz burada yaptıklarımızı belgeleyerek uluslararası kuruluşlardan maddi destek alıyoruz. Kamera kaydını bu yüzden yapıyoruz’ diyerek kendilerini savunan doktorların gözaltına alınmasını engellemek isteyen ÖSO’ya bağlı gruplar ile El-Kaide arasında gerginlik çıktı. İki grup arasında yapılan müzakerelerde Kaide temsilcileri, ‘ABD bağlantılarımızı ve ikmal yollarımızın kontrolünü kaybetti. Suriye’ye karşı yapılması planlanan askeri harekât bu yüzden durduruldu. Şimdi batılı ajanları kullanarak yeniden bilgi toplamaya çalışılıyor’ görüşünü dillendirdi.”[5]

Azez’deki çatışmalarla ilgili olarak Haksöz’den Yılmaz Bilgen ise, İyilik-Der Yardım Koordinatörü Cemal Mustafa ile yaptığı konuşmada; “Azez’de bulunan hastaneye gelen (IŞ)İD’e bağlı savaşçılar hastanede görevli yabancı bir doktorun kendi hatlarının resimlerini çektiğini öne sürerek Alman doktoru tutuklamak istediler. Bu talep Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yetkilileri tarafından doktora ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle reddedildi. Aslında savaş bölgelerinde her grup için fotoğraf çekmek ve mücahitlerin direnişini dünyaya duyurmak başvurulan bir yöntemdir. ÖSO yetkilileri yine de fotoğraf makinesini verebileceklerini ve isterlerse tüm resimleri sileceklerini söylemelerine rağmen (IŞ)İD savaşçıları doktoru tutuklamakta ısrar ederler. O sırada ÖSO’dan bir asker telsizle yardım ister. Hastaneye içerisinde 6-7 asker bulunan bir araç gelir. Bu esnada bir yanlış anlama üzerine askerlerin çatışma amacıyla oraya geldiğini düşünen IŞİD savaşçıları ateş açar. Çıkan çatışmada 3 ÖSO askeri ve bir muhabirle bir sivil hayatını kaybeder.” Yapılan görüşmelerin neticesinde ÖSO’dan General Ebu Raşit ve (IŞ)İD Emiri Abdurrahman Kuveyti arasında bir antlaşma imzalanır. Bu antlaşmada aşağıdaki maddeler yer alır;

1) Ateşkes ilanı,

2) Karşılıklı esir takası,

3) Bundan sonra doğacak ihtilafların kurulacak şeriat mahkemesine götürülmesi,

4) Tarafların tekrar eski pozisyonlarına dönmesi ve ele geçirilen silah, araç-gereç ve mühimmatın yeniden sahiplerine teslim edilmesi.

Üzerinde uzlaşılan bir diğer madde ise Tevhid Tugayı’na (Liva et-Tevhid) bağlı bir birliğin arada oluşturulacak tampon bölgede konumlandırılması ve olası bir ihtilafın bu yolla önüne geçilecek olması idi.[6]

Ancak bu görüşme ve ateşkese rağmen çatışmalar devam etmiştir. Kuzey Fırtınası’nın yardımına giden Tevhid Tugayı, 30 km ötedeki Halep’ten getirdiği 16 araçlık takviye gücünü kasabanın girişine konuşlandırmıştır. ÖSO birlikleri (IŞ)İD’e Azez’i terk etmeleri için 4 saat süre vermiştir. Sürenin bitiminde çatışmalar yeniden başlamıştır. (IŞ)İD’in amacı, Azez’i, Halep’e doğru hâkimiyet alanını genişletmede sıçrama tahtası olarak kullanmak ve sınır kapısı olan Bab es Selame/Selame Kapısı’nı ele geçirerek sınırı kendi kontrolüne almaktı. Çatışmaların neticesinde (IŞ)İD, Azez’in kontrolünü 19 Eylül 2013’de ele geçirmiş oldu. Azez ve çevresinde, Özgür Suriye Ordusuna bağlı Asefet el Şimal (Kuzey Rüzgârı/Fırtınası) isimli birlikler Temmuz 2012’den beri hâkimdi. (IŞ)İD, Azez’i ele geçirdikten sonra Bab es Selame/Selame Kapısı’nı ele geçirmek için yönelmişse de, bu yöneliş Tevhid Tugayı tarafından durdurulmuştur.

Azez’deki çatışmaların ardından ÖSO grupları, 21 Eylül’de İdlip’te toplantı yapmıştır. Bu toplantıda, muhalif grupların temsilcileri Esad rejimine karşı, güç birliğini artırma ve (IŞ)İD’in eylemleri ile direnişi zayıflattığı gerekçesiyle tavır alma kararı almıştır. Toplantıya katılan tüm ÖSO gruplarının oybirliğiyle aldığı karara göre (IŞ)İD ile hiçbir işbirliği yapılmayacak, Türkiye sınırlarındaki muhalif birlikler artırılacak ve Türkiye’ye yönelik tehditlerin oluşmaması için daha sıkı tedbirler alınacak. Ahraru’ş-Şam ile ÖSO gibi muhalif gruplar Suriye Muhalefetini uluslararası kamuoyunda zor duruma sokan (IŞ)İD’e tepki göstererek, bu örgütün Suriye muhalefetini temsil etmediğini ve yaptıkları eylemlerin kendilerini de rahatsız ettiğini söylemişlerdir. Muhalifler bundan sonra Suriye içinde marjinal olarak adlandırdıkları grupları barındırmayacaklarını da duyurmuşlardır.

(IŞ)İD’İN İSLAMİ CEPHE İLE ÇATIŞMASI

Suriye’de, Esad rejimine karşı mücadele eden çeşitli gruplar bulunmaktadır. Bunların en küçüğüne ketibe, ketibelerin birleşmesiyle ketaibler, onlardan daha büyük gruplara “Liva” adı veriliyor.

Bilindiği gibi Suriye’de silahlı muhalefet ilk başlarda sadece Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) çatısı altında toplanmıştı. Ancak 1000’in üzerine farklı gruptan oluşan bu yapı kendi içinde bir türlü bütünlük sağlayamamıştı. ÖSO’yu düzenli ordu yapısına kavuşturmak için Yüksek Askeri Konsey (YAK) oluşturulmuş ve başına da Genelkurmay Başkanı olarak Selim İdris getirilmiş olmasına rağmen Konsey dağınık silahlı gruplar üzerinde etkinlik sağlayamamıştır. Bu yapı içinde zamanla bazı silahlı gruplar öne çıkmaya başlamış ve dağınık güçler bazı merkezlerde toplanmaya başlamıştır. Bu süreçte öne çıkan gruplar genellikle İslami – Selefi düşünceye sahip olan gruplar olmuştur. Körfez ülkelerinden gelen sermayeye dayanan bu gruplar hem Özgür Suriye Ordusu’nun başarısızlığı, hem de yükselen El Kaide tehdidine karşı birlik oluşturma yolunu seçmişlerdir. Bu nedenle bu gruplar, hem El Kaide karşısında bir denge oluşturmak hem de kendi tabanlarının heyecanlarını ve zafer umutlarını diri tutmak için değişik isimler adı altında zaman zaman birliktelikler/cepheler oluşturmuşlardır. Bu birliktelikler, bazen oluşmuş paralel diğer birliktelerle birleşerek daha güçlü olmanın yollarını aramışlardır. Bu nedenle, kısa aralıklarla dağılan ve birleşen birçok yeni grup oluşmuştur.

Bu gruplardan güçlü olanlardan birisi de Suriye İslam Cephesidir. Bu cephe, 11 İslamcı grubun bir araya gelmesiyle Aralık 2012’de kurulmuştur.[7] Bu cephe kısa bir süre içerisinde, Esad rejimine karşı Suriye çapında faaliyet gösteren en etkili muhalif güç haline gelmiştir. Suriye İslam Cephesi (SİC) içindeki en büyük güç Ahrar el-Şam el-İslamiye Hareketi’dir ve bu grubun lideri, Ebu Abdullah el-Hamavi olarak da bilinen Hasan Abbud[8] aynı zamanda SİC’nin de başkanıdır. SİC’in üyeleri arasında El Hak Tugayı (Humus), Ensar el-Şam Tugayı (İdlib), Ceyş el-Tevhid (Deyrizor), Şam Mücahitleri Tugayı (Hama) gibi gruplar bulunuyor. SİC, bağımsız kalmayı tercih edip ÖSO bünyesinde kurulu bulunan Yüksek Askeri Konseyi’ne katılmayı reddetmiş fakat zaman zaman çatışma bölgelerinde YAK üyesi gruplarla işbirliğine gitmiştir. SİC de Sünni yönetiminde bir İslam devleti kurulmasını istiyor ve bazen El Kaide’ye bağlı gruplarla işbirliği yapıyor, fakat küresel cihat çağrısında bulunmuyor.

Daha sonra 22 Kasım 2013 tarihinde 7 büyük İslami – Selefi grubun bir araya gelmesi ile “İslami Cephe”nin kuruluşu ilan edilmiştir. İslami Cephe, Halep’teki en büyük silahlı grup olan Liva et-Tevhid (lideri Türkmen kökenli Abdülkadir Salih’in hayatını kaybetmesi[9] ile zayıflamışsa da, Salih’in ölümünden sonra Abdülaziz Salameh hareketin siyasi liderliğini üstlenmiştir) selefi eğilimli Ahraru Şam (Ahrar el Şam, Ocak 2013 tarihinde 100’e yakın grubu Ahrar el Şam İslam Hareketi adı altında toplamıştır. Şu anda İdlib ve Hama başta olmak üzere Suriye genelinde etkili bir örgüttür. Selefi inancına sahip bir harekettir. Lideri Hasan Abbud şehid edildikten sonra yerine mühendis Haşim eş-Şeyhi Ebu Cabir getirilmiştir.) İdlib merkezli Sukuru Şam (Daha önce Özgür Suriye Ordusu çatısı altında savaşan, İslamcı görüşe sahip örgüt, ilk çıkış yeri olan İdlib’te ve Kuzeybatı Suriye bölgesinde etkilidir. Lideri Ahmet Abu İsa’dır) Humus merkezli Liva’u Hak, Ensaru Şam, Şam merkezli Ceyşü’l-İslam ve İslami Kürt Cephesi grupları[10] tarafından oluşturulmuştur.

İslami Cephe’nin kuruluş açıklamasında muhalifler, oluşumun hedefinin Beşşar Esed rejimini yıkmak ve İslam devleti kurmak olduğunu söylemişlerdir. Açıklamada İslami Cephe, “Suriye’de Esed rejimini yıkmayı, yasallığın ve birey ile devletin tasarruflarını düzenleme anlamında hâkimiyetin tek başına yüce Allah’ta olduğu İslam devleti kurmayı hedefleyen bağımsız siyasi, askeri, sosyal bir cephe” olarak tanımlamışlardır.

Bu oluşumda, Sukuru’ş Şam Komutanı olan Ahmet İsa eş-Şeyh Şura Meclis Başkanı, Ahraru’ş Şam Komutanı Hasan Abbud Ebu Abdullah el-Hamavi, Siyasi Kurul Başkanı ve İslam Ordusu Komutanı Zehran Alluş ise Askeri Kurul Başkanı olarak seçilmiştir. Şura Meclis Başkanı Ahmed İsa Şeyh, Al Jazeera’ye Hür Suriye Ordusu’na karşı bir oluşum olmadıklarını söylemiştir. Şeyh, İslami Cephe’nin kuruluş amacını, “Askeri anlamda nitelikli bir atılım yapmak, safları sıklaştırmak ve sisteme alternatif olabilecek biçimde bir araya gelmek” ve “Suriye’de çalışan bütün iyi niyetli kesimlerle yardımlaşacaktır” şeklinde açıklamıştır.[11]

Gruplar arasındaki birleşmeler devam etmiş ve 4 cihadi grup bir bildiri yayınlayarak yeni bir birliktelik kurduklarını açıklamışlardır. Bu bildiride;

“İşte mücrim Nusayri rejimini düşürüp sevgili Şam topraklarından kaldırmak için cihad eden ve Allah’ın şeriatının hâkim olduğu İslami bir toplum kurmaya çalışan; Suriye İslami Cephesi’nden Ahraru’ş Şam Tugayları, El Fecru’l İslamiyye Hareketi, Et Taliatu’l İslamiyye Cemaati ve El İmanu’l Mukatile Tugaylarındaki kardeşleriniz yine aynı cephenin çatısı altında 31 Ocak 2013’de Ahraru’ş Şam El İslamiyye Hareketi adı altında tamamen birleşmeye karar verdi”[12] denilmiştir.

İslami Cephe ile IŞİD arasında ipler, Ahrar el Şam liderlerinden ve aynı zamanda İslam Cephesi komutanlarından olan ‘Ebu Reyan’ adıyla da bilinen Hüseyin Süleyman, Aralık/2013 ayında kaçırılarak Ocak 2014’ün başlarında işkence edildikten sonra öldürülmüştür. Bu olay, (IŞ)İD ile İslami Cephe arasındaki ince de olsa var olan ipi koparmıştır. Oysa Hüseyin Süleyman, Halep kırsalında yer alan Maskaneh köyünde (IŞ)İD ile Ahrar el Şam arasında çıkan sorunu çözmek için köye gönderilmişti. İslami Cephe bu olayın ardından (IŞ)İD için “Esad rejiminden daha kötü” şeklinde çok sert bir açıklama yapmış ve böylece taraflar arasında Kuzey Suriye’nin stratejik bölgeleri ve sınır kapılarında 3 Ocak 2014 günü itibariyle çatışmalar yaşanmıştır.[13]

Bu çatışmalar aylarca devam etmiştir. (IŞ)İD, bu çatışmalar esnasında, -2014 Mayıs’ında- rejim güçlerine karşı büyük saldırı düzenleyip birçok bölgeyi ele geçirmede görev alan Ahraru’ş-Şam Topçu Tugayı komutanı Ebu Mikdat‘ı da başını keserek katletmiştir.[14]

(IŞ)İD, sadece İslami Cephe bileşenlerinden Ahraru’ş-Şam’a saldırmamış aynı zamanda geçmişte birlikte mücadele ettiği en-Nusra Cephesi’ne de saldırmıştır. Kendini savunmak amacıyla en-Nusra da İslami Cephe ile birlikte hareket etme kararı almış ve (IŞ)İD’e karşı savaşmaya başlamıştır. Bu amaçla da her iki taraf arasında 6 Ocak itibariyle ‘10 maddelik anlaşma’ yapıldığı öne sürülmüştür.[15]

(IŞ)İD’in, İslami Cephe’ye bağlı Ahraru’ş Şam’ın Belçika uyruklu bir militanını İdlip kırsalında işkenceden geçirdikten sonra öldürünce, aralarındaki gerginlikler giderek artmıştır.

Ahrar el Şam Lideri Hasan Abbud, bu süreçte kendisi ile yapılan bir röportajda (IŞ)İD için şu ifadeleri kullanmıştır:

“İsyancı grupların kendi arasındaki kavga sadece devrimi zayıflatacak ve rejime yardım edecektir. Biz İslami Cephe olarak (IŞ)İD ile çatışma kararı almadık. Fakat grubumuz içinden saldırılar olduysa bu (IŞ)İD’in diğer gruplara karşı tavrından kaynaklanmıştır. (IŞ)İD gerçekleri reddetmekte ve sadece diğer bir isyancı grup olduğunu kabul etmemektedir. Bağımsız mahkemelere gitmeyi reddetmektedir. Birçok isyancı gruba saldırdı, silahlarını çaldı, üslerini işgal etti, halka, gazetecilere ve diğer isyancı grup savaşçılarına yönelik keyfi tutuklamalar gerçekleştirdi. Tutsaklarına acımasızca işkence uyguladı. Uygulamaları neticesinde insanlar artık (IŞ)İD’den bıktı. Bu insanların bazıları (IŞ)İD’e saldırı gerçekleştirdi ama (IŞ)İD ilk saldıran olarak bu tepkileri kendi üzerine çeken taraftır.”[16]

Hasan Abbud, (IŞ)İD ile ilgili olarak BBC’ye yaptığı bir açıklamada ise daha sert ifadelerde bulunmuştur; “onlar, şebbihaların sakallı versiyonudur. (IŞ)İD hiç bir şekilde İslam’ı yansıtmıyor. İslam barış dinidir, boğazlama dini değildir. I(IŞ)İD, İslam’ı bugüne kadar hiç olmadığı kadar kötü şekliyle temsil ediyor.”[17][18]

IŞİD, NUSRA ÇATIŞMASI

Nusra’nın El Kaide ile bağlantısı dolayısıyla ABD tarafından Aralık 2012’de terör listesine alınmış ve ABD’deki mal varlığı dondurulmuştur. Aynı günlerde Suriye’de Nusayri rejimine karşı silahlı mücadele veren 10 grup, Deyr ez-Zor’da bir araya gelerek  ‘Mücahidler Şurası’nı oluşturmuşlardır. Bu Şura’da yer alan gruplar; 1. Nusret Cephesi, 2. El Ensar Tugayları, 3. El Abbas Tugayları, 4. La İlahe İllallah Taburu, 5. El Hamza Tugayı, 6. El Sa’qah Tugayı, 7. Jund el Aziz Tugayı, 8. İzzeddin el Kassam Tugayı, 9. Ebu el Kassam Tugayı, 10. Davet ve Cihad Cephesi Tugayı olduğu açıklanmıştır. Ayrıca yapılan bu açıklamada, Deyr ez Zor bölgesinde Mücahidler Şura Konseyi’nin, “Cihadi tugayların saflarını Allah yolunda birleştirmek, düzenlenen saldırılar için girişimleri organize etmek, doğrunun saflarını yanlışın saflarından ayırdetmek” için kurulduğu bildirilmiştir.[19]

ABD’nin, Nusra’yı terör listesini alması üzerine Suriye’de protestolar gerçekleştirilmiştir. Aralarında savaşan birliklerin ve sivil örgütlerin bulunduğu toplam 29 muhalif grup, Nusra Cephesi’ne destek gösterisi düzenlemeye çağıran bir dilekçeyi imzalamışlardır. “Amerikan müdahalesine hayır, hepimiz Nusra Cephesiyiz” sloganını içeren dilekçe, göstericileri Nusra Cephesi’nin bayrağını yükseltmeye teşvik etmişlerdir.[20]

Bir taraftan bunlar olurken diğer taraftan da (IŞ)İD’in Suriye’deki gücü gittikçe artmaya başlamıştır. Bu durum ise, geçmişte (IŞ)İD’le birlikte faaliyet gösteren ve halen El Kaide’ye bağlı Nusra Cephesi dahil olmak üzere diğer İslamcı grupları tedirgin etmiştir. Bu tedirginlik, ilk zamanlarda Nusra Cephesi tarafından kınama içerikli bildirilerin yayınlanmasına, ilerleyen süreçte ise çatışmaya neden olmuştur. Nitekim (IŞ)İD’in Rakka vilayetinde (IŞ)İD’in adam kaçırmaları dolasıyla Nusra Cephesi tarafından kınanmıştır. Nusra Cephesi dahil diğer muhalif gruplar (IŞ)İD’le baş edemeyeceklerini bildiklerinden birliktelikleri oluşturmaya başlamışlardır. Bu çerçevede Nusra Cephesi’nin yanı sıra Ahrar-u Şam gibi örgütler ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı Liva el-Tevhid, Liva el-İslam ve Sukur el-Şam gibi gruplar dahil olmak üzere en güçlü 11 İslamcı muhalif örgütün ülkedeki tüm muhalif gruplara Şeriat çatısı altında birleşmeleri çağrısında bulunması bu çabanın ürünü olarak değerlendirilebilir.[21]

(IŞ)İD, Halep’in Etarip İlçesindeki Ceyşül Mücahidin (Mücahidler Ordusu)[22] isimli yerel direniş örgütüyle yaşadığı gerilimin çatışmaya dönüşmesi bölgedeki tansiyonu daha da arttırmıştır. (IŞ)İD’in çatışmada 10 savaşçısını kaybetmesi üzerine bölgedeki diğer direniş örgütlerinin karargâhlarına saldırması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu çatışmada Nusra Cephesi 5 Savaşçısını kaybetmiştir. Çünkü (IŞ)İD ‘in silahlı saldırılarında hedef alınan yerlerden birisi de Nusra Cephesi’nin karargâhı olmuştur. Baskında 5 savaşçısını kaybeden Nusra Cephesi de (IŞ)İD’in karşısında tavır alınca, böylece Suriye’nin bütün etkin büyük direniş grupları (IŞ)İD karşısına geçmiş oldu. Çatışmalar sonrasında (IŞ)İD’e bağlı yüzden fazla savaşçının esir alınması üzerine (IŞ)İD Örgütünü geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Çatışmalarda diğer İslami direniş örgütlerine karşı savaşmaktan kaçınmayan (IŞ)İD’in bu tavrından rahatsız olan 240 savaşçı dün örgütlerinin karargâhlarını silahlarıyla birlikte terk etme kararı almıştır.

Ahraru’ş Şam ve Liva’ül Tevhid gibi büyük direniş örgütlerinin ittifakından oluşan İslami Cephe ve (IŞ)İD ile çatışmaya giren Ceyşül Mücahidin isimli örgüt ortak bir bildiri yayınlayarak Irak Şam İslam Devleti Örgütüne 48 saat süre tanıdıklarını duyurmuşlardır.

Yayınlanan bildiride yer alan maddeler şöyle:

  1. Tüm silahlarınız ile 48 saat içerisinde Suriye’den çıkın.
  2. Silahlarını teslim eden ve gruptan ayrılan herkes özgürdür.
  3. Irak Şam İslam Devleti grubundan ayrılarak cihada devam eden Mücahitler istediği gruplara katılabilecektir.[23]

Zevahiri, 2013 yılında (IŞ)İD ile en-Nusra arasındaki problemleri çözmek için Ahrar’uş-Şam’ın kurucularından olan Ebu Halid es-Suri’yi elçi olarak göndermişti. Ancak (IŞ)İD, çözüme yanaşmadığı gibi, elçi olarak gönderilen Ebu Halid es-Suri’yi 23 Şubat 2014’de düzenlediği bir intihar saldırısı neticesinde öldürmüştür. Ebu Muhammed el-Colani (IŞ)İD’e, Ebu Halid el-Suri’nin öldürülmesi konusunda masum olduğunu kanıtlaması için beş günlük bir süre[24] ve beraberinde de bir ultimatom vermiştir: “ya çatışmayı durdurun, dinden çıkma fetvalarınızı geri çekin ve cemaate geri dönün, ya da Irak’ta bile savaşla yüzleşmeye hazır olun.”

El-Colani (IŞ)İD’den bahsederken onları Irak’taki Sahve hareketiyle karşılaştırmış ve şunları söylemiştir: “Irak’taki Sahve güçlerinin Amerika’yla ve rafıza (Şiiler için kullanılan bir küçümseme ifadesi) ile savaşmayı bırakıp mücahitlerle savaşmaya başlaması gibi, Suriye’deki Sahve güçleri de Nusayrilerle (Aleviler için kullanılan bir küçümseme ifadesi) savaşmayı bırakıp bunun yerine, Nusayrilerle savaşanlara karşı savaşıyor.”

El-Colani, (IŞ)İD’in savaşçılarını açıkça “amacı cihadın altını oymak olan yönünü şaşırmış Sahve güçleri” olmakla suçlamış ve onlara hitaben “Sahve projesi burada hemen hemen imkânsızdı, fakat sizin kışkırttığınız iç çatışma, Biladüşşam toprağında büyük bir delik açtı” demiştir. El-Colani resmi bir cevap istemiş ve hasımlarına, cephenin henüz seferber olmadığını hatırlatmıştır. Yayınladığı tehditte, “Allah’ın adıyla, eğer Allah’ın hükmünü bir kez daha reddeder ve müminlerin üzerindeki kırbacınızı çekmezseniz, müminler sizin cahil saldırgan düşüncenize karşı savaşacaktır ve yüzlerce faziletli kardeşimizin Irak’taki ümmetten bir işaret beklediğini biliyorsunuz.”[25]

En Nusra’nın ultimatomuna (IŞ)İD liderlerinden Ebu Abdullah Afgani’den daha ağır bir tonda bir cevap gelmiştir. El Alem televizyonuna göre Afgani, “Ölüm sizi bulmadan önce ölün. Müslümanların daima kurmayı arzuladığı İslam Devleti’ni sınamaya kalkmayın” demiştir. Afgani açıklamasında, “Ey Colani, El Kaide’ye savaş ilan ettiğinin farkında mısın?” diye sormuştur. Nusra Cephesi’nin (IŞ)İD’e karşı tutumunu eleştiren Afgani, “Colani, senin bildirin Nusra Cephesini ve taraftarlarını tehlikeli bir uçuruma sürüklüyor ve ümmeti yeni bir kan bataklığına gömüyor” diye konuşmuştur.[26]

Bir taraftan bu karşılıklı suçlamalar ve tehditler devam ederken, diğer taraftan da (IŞ)İD’in en Nusra liderlerine yönelik saldırıları da devam etmiştir. Ebu Halid es-Suri’den sonra bu sefer En Nusra’nın İdlib komutanı Ebu Muhammed El Ensari ailesiyle birlikte öldürülmüştür.[27] (IŞ)İD’in Nusra’ya saldırılarının gerisinde, Suriye’deki tek gerçek cihatçı grubun kendisi olduğu iddiası yatmaktadır. Hatta grubun sözcüsü Şeyh Ebu Muhammed Ebu El Adnani Eş-Şami’nin yayınlanan bir konuşmasında, (IŞ)İD’in küresel cihadın da tek gerçek lideri ve temsilcisi olduğu açıkça belirtilmiştir.

Adnani bu konuşmasında El Kaide’yi davaya ihanetle, yoldan çıkmakla (minhac), cihaddan dönmekle suçlamış; gerekçe olarak da El Kaide’nin Mısır ve Suriye politikalarını göstermiştir. Adnani, Zevahiri’nin Mısır’daki darbe ertesinde Müslüman Kardeşler’e destek açıklamasını yoldan sapma olarak değerlendirmiştir.

Benzeri suçlamalar Nusra cephesi ile ilgili olarak da yapılmıştır. Nusra Cephesinin,  İslami Cephe ile ittifak kurması ve ortak operasyonlar düzenlemesi, (IŞ)İD açısından Nusra Cephesinin dolayısıyla da El Kaide’nin küresel cihada bağlılığını yitirdiğini ve sadece Suriye merkezli bir savaş güdülmesini, El Kaide’nin ‘devrim, popülizm, isyan, mücadele, cumhuriyetçilik, sekülerlik’ gibi kavramları cihada yeğlediğini ileri sürmüştür.

Yine Zevahiri’nin, “Irak’a dönün” çağrısı da, “Sykes-Picot anlaşmasını meşru kabul ediyor” suçlaması olarak bu konuşmada yer bulmuştur.[28]

[1] Bu örgüt, 12 Ekim 2006’da “Irak İslam Devleti (IİD)”, 8 Nisan 2013’te “Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)”,  29 Haziran 2014 ise “İslam Devleti” (İD) olarak isim değiştirmiştir. 29 Haziran tarihi itibariyle Ebu Bekir El-Bağdadi halifeliğini ilan ederek “Halife İbrahim” adını almıştır.

[2] Özgür Suriye Ordusu, büyük çoğunluğu Beşşar Esad’a bağlı Suriye Ordusu’ndan ayrılan asker ve subaylardan oluşmaktadır.  Suriye Hava Kuvvetleri albaylığından istifa eden Riyad el-Esad ve silah arkadaşları tarafından 29 Temmuz 2011’de kurulmuştur.

[3] Özgür Suriye Ordusu içerisindeki silahlı gruplar, 8 Aralık 2012’de Antalya’da yeni bir çatı kuruluş oluşturmak amacıyla toplanmışlardır. Silahlı grupların çeşitli düzeylerindeki 263 komutanının katıldığı bu toplantıda 30 üyeden oluşan ‘Yüksek Askeri Konsey’ (YAK) kurulmuştur. Üç gün süren bu toplantıda Türkiye, ABD, Katar ve Fransa’nın da olduğu 12 ülkenin temsilcileri hazır bulunmuştur. Konsey’in başına ise ‘genelkurmay başkanı’ sıfatı ile Ordudan Temmuz ayında ayrılan Suriye Harp Okulu’nun eski öğretim üyesi General Salim İdris seçilmiştir. Konsey’e seçilen otuz üyeden 20′sinin sivil, 10′unun ise subay olduğu ifade edilmiştir. Yüksek Askeri Konsey’in (YAK), alandaki tüm savaşçı güçlerin temsilcilerini bir araya getirme iddiasıyla Genel Kurmaylık seviyesinde bir oluşumdur.

[4] ABD’nin Kolorado eyaletinin başkenti olup aynı zamanda en büyük kentidir.

[5] http://www.yenisafak.com.tr/dunya/azezde-savasi-almanlarin-kamera-israri-cikardi-566214

[6] http://www.haksozhaber.net/azezde-yasananlari-bolgeden-bir-isimle-konustuk-40732h.htm

[7] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/10/131028_suriye_isyanci_gruplar

[8] 9 Eylül 2014’de Suriye’nin İdlib şehri Ram Hamdan köyünde toplantı halindeyken kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen bombalı saldırıda Suriye’de Ahrar’u ş-Şam lideri Hasan Abbud ve üst düzey liderlerinin de aralarında bulunduğu kişilere düzenlenen bombalı araçlı saldırıda 45 kişi öldürülmüş ve bazıları da yaralı olarak kurtulmuştu. Ahrar’u ş-Şam, kendi aralarında Suriye rejimine karşı mücadeleyi devam ettirmek için yeni lider olarak Haşim eş-Şeyhi Ebu Cabir’i, “askeri komutan” olarak ise Ebu Salih Tahhan’ın belirlemiş ve ilan etmiştir.

[9] 14 Kasım’da Liva et-Tevhid’e ait Muşat Piyade Okulu Nusayri güçleri tarafından bombalandı. Bu bombalama esnasında toplantı halinde olan Liva et-Tevhid komutanlarından birçok mücahid ve komutan şehit düşmüş ve Liva et-Tevhid lideri Abdulaziz Selame ve komutan Abdulkadir Salih ise yaralanmıştır. Salih’in yarası ağırdı ve Gaziantep’te kaldırıldığı hastanede 17 Kasım 2013’te şehadete ulaştı. Abdulkadir Salih, henüz 34 yaşındaydı ve 5 çocuk babasıydı. Eylül 2014’de 45 arkadaşı ile birlikte şehid düşen Ahrar-uş Şam komutanı Hasan Abbud duygu yüklü bir mesaj yayınlamıştır. Cihadın bayraktarı ve gençlerin en hayırlısı diye andığı Salih için “kör bir kılıçla, alnı açık Hakka yürüyen özgür” diyen Abbud, Liva et-Tevhid’e yönelik olarak da “Bilesiniz ki, Ahrar-uş Şam İslami Hareketindeki kardeşleriniz sizler için dayanak ve kol-kanat olacaktır. Yaralılarınız onların yaralısı, intikamınız onların intikamı olacaktır!” demişti.

[10] http://yeni.orsam.org.tr/MakaleDetay.aspx?HaberID=EF3DE6AD-2F10-4E8C-95A2-F18BDC3669EF

[11] http://www.aljazeera.com.tr/haber/suriyede-islam-cephesi-kuruluyor

[12] http://www.haksozhaber.net/suriyede-4-mucahid-grup-birlesti-35343h.htm

[13] http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=4921

[14] http://www.haber7.com/ortadogu/haber/1174670-islami-cepheden-iside-darbe

[15] Antlaşmanın maddeleri için bkz; http://www.suriyehaberajansi.com/nusret-cephesi-ve-islam-cephesi-arasinda-10-maddelik-anlasma-747h.htm

[16] http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=4921

[17] http://mustaqim.net/haber/sahve-sozcusu-habbud-insanlarin-akli-ile-alay-ediyor?page=9

[18] http://www.takvahaber.net/m/?id=8527

[19] http://www.islahhaber.net/11476–36797.html

[20] http://www.islahhaber.net/11476–36797.html

[21] http://www.orsam.org.tr/tr/yazilar_Yazdir.aspx?ID=4770

[22] “Mücahitler Ordusu”, Esed güçlerine karşı savaşan 7 farklı grubun katılımıyla oluşmuştur. Yeni oluşumun temsilcileri tarafından “Youtube” üzerinden yayınlanan video mesajında, “Mücahitler Ordusu”nun, Nureddin Ez-Zengi, El-Ensar, İslami Özgürlük, Emcadu’l-İslam, Ensarul Hılafe, Cund el-Harameyn Tugayları ile İslami Nur Hareketi ve “Emrolunduğu gibi dosdoğru ol” Birliği’nden oluştuğu ifade edilmiştir. http://www.aa.com.tr/tr/dunya/270314–esed-ve-isid-e-karsi-mucahitler-ordusu-quot

[23] http://www.suriyehaberajansi.com/print.php?type=1&id=741

[24] http://www.haksozhaber.net/nusra-cephesinden-iside-5-gun-sure-45354h.htm

[25] http://www.tahahaber.com/haber/4892-el-nusra-cephesi-isid-e-savas-ilan-etti

[26] http://www.ydh.com.tr/HD12673_isidden-nusraya-cevap.html ; http://www.haberdiyarbakir.com/isid-ve-islami-cephe-arasindaki-catismada-3300-olu-62278h/#ixzz3KAZeAW2T

[27]  Ebu Muhammed El Ensari ve ailesi, 6 silahlı kişinin İdlib’e bağlı Harem barışa köyüne yaptıkları baskında aralarında Nusret Cephesi İdlib emiri Ebu Muhammed el-Ensari, kardeşi Ebu Ratib el-Ensari ve ailesinin de bulunduğu toplam 4 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştır. Çıkan çatışmada silahlı saldırganlardan 2 sinin ölü, 4’nün ise sağ yakalandığı, sağ yakalananların 2’sinin Libyalı, 1’nin Tunuslu diğerinin ise Mğribli olduğu belirtilmiştir. http://www.islahhaber.net/64722–25407.html

[28] http://www.diken.com.tr/suriyede-mucahitler-mucahitlere-karsi

 

GRUBA KATIL