Direnişin Gücü
Arşiv Genel Yazarlar

Direnişin Gücü

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır (cc). O ki insanı bir kan pıhtısından yaratıp sayısı belli olan evrelerden geçirdikten sonra en güzel şekli verendir. Önderimiz, rehberimiz, peygamberimiz ve örneğimiz olan Hz. Muhammed’e (sav) salat ve selam olsun.
Evet, hamd eder insan, şükreder, dua eder, teslim olur, hata eder, tövbe eder, sığınır kendinden güçlü olana, kendine direnir, nefsine direnir, bazen kazanır, bazen kaybeder. İbrahimi bir arayışın içindedir, kendi nispetinde güç arar durur. Kimi zaman değersiz, kusurlu hatta kendinden aşağı olan bir varlığa, maddeye ya da eşyaya hakkından fazla değer vererek kendi değerinden feragat eder, kimi zaman ise en yüce olana, mutlak güç ve kudret sahibine, yüceltilmeye ve övülmeye hakkıyla layık olana, varlığı ile zayıf ve güçsüzlere güç katana, itaat edip boyun eğene muazzam bir şeref ve izzet katana değer verip teslim olarak amaçsız ve gelişigüzel yaşamına bir yön verip günlük rutinlerine bile bir mana ve amaç katmaktadır.
Yaradılışı itibari ile insan; isyana, direnmeye, itaat ve teslimiyete meyilli bir canlıdır. Bahsettiğimiz bu yönler, insanda olumlu ya da olumsuz manada tezahür eder. Bu olumluluk ya da olumsuzluğu belirleyen ölçü ise dünyanın hatta evrenin işleyişidir.
Bütün kâinat, bir hakikat ve ölçü üzere hareket eder. Ne gökte ne yerde hatta denizlerde hiçbir canlı bu işleyişe muhalefet edecek şekilde hareket etmez. Teslimiyeti de direniş ve isyanı da bu paraleldedir. İnsan, bilinçli bir varlık olduğu için, istisnai bir değerlendirme konusudur. Fakat isyanın ve itaatin ölçüsünü ve olumluluk-olumsuzluk sınıflandırmasını belirlemede bu işleyiş insan için de geçerlidir.
İnsanın yeryüzünde ilk varlık gösterdiği günden bu yana, dünyada isyan, itaat ve direniş her devirde olagelmiştir. İlahi işleyişe isyan ya da muhalefet edildiği zaman sürekli bir kaos, adaletsizlik, zulüm ve ölüm baş göstermiştir. Evrenin işleyiş kodlarının aksine hareket etmek elbette düzensizliği beraberinde getirir. İlahi kodlara uygun, bu işleyiş ve sistemle barışık bir düşünce ve yaşama biçimi; dünyaya barışı, huzuru ve adaleti getirecektir. İnsan da dâhil bütün varlıklar, bu kodlara oldukça aşina bir yaradılışa sahiptir. Tabii bu iki seçenek, isyan ve itaat, insanın tarihî bir serüvenidir. İslam literatürü buna “hak ve batıl” der. İnsanlık tarihiyle aynı zamanda başlayan bir savaştır, hak ve batılın savaşı.
İslam, insanları evrendeki bu mükemmel sisteme uygun ve onunla paralel bir hayat yaşamaya davet eder. Bütün sır, fıtrata uygunlukta yatar. Her canlının, eşyanın ve maddenin bir fıtratı vardır. Doğal ve normal olan, bu fıtrata uygun duruş ve yaşamadır. Doğal olmayan, sıra dışı, anormal olan ise bu fıtratın aksine hareket edip insanı, maddeyi, eşyayı ya da fikir ve düşünceyi terörize etmektir. Bir balığı fıtratının dışında düşünecek olursak karada yaşamasını ve yürümesini hayal etmemiz gerekecektir ya da bir kara canlısının suda yaşamasını normal karşılarsak ve bunun mümkün olduğuna inanırsak o zaman fıtratın gerekli olmadığı kanaati doğar ve bu bakış açısına göre doğru bir kanaat olur.
Şimdi insan ya isyan edip hakikate ve fıtrata baş kaldırarak dünyayı kana bulayan, insanları birbirine kırdıran, kendi menfaati için milyonlarca insanın rızkına göz diken ve daha fazla kazanç elde etmek için ekinin ve neslin kodları ile oynayanların safında yer alacak ya da itaat edip fıtrata karşı savaş açan her şeye direniş gösterip karşı duracak. Yeryüzünde şu an şahit olduğumuz ve tarihin bize aktardığı bütün savaşlar, direnişler, başkaldırılar; büyük bir oranda bu eksende olmuştur ve olmaya devam ediyor.
Direnmek, karşı koyup irade göstermek, insani bir erdemdir ve insan olmanın gerekliliğidir. Çünkü insan, daha doğrusu insan olma bilincini kaybetmeyenler, etrafında olup bitenlere kayıtsız kalamayıp zulme, katliama, adaletsizlik ve sömürüye karşı bir direniş göstererek insani değerlerine sahip çıkarlar. Bu direnişi, hakikatin kaynağı olan yüce Allah’ın (cc) kelamına ve gönderdiği elçilerine iman eden müminlerin en güzel şekilde sergilediği gibi, bazen de bu değerlerle henüz tanışmamış ama insan olma bilinci ve fıtratı ile hareket edenlerin de sergilediğini görüyoruz.
Müminler, direniş gösterirler çünkü iman ettikleri değerler, fıtratın gerektirdiği şeyleri emreder. Bu direniş, kutludur çünkü insanlığın umudu, bu direnişe bağlıdır. Yalnız kendisi için direnmez müminler. Bütün güçsüz bırakılmışlar adınadır, bu direniş. Zulme teslimiyet, zalime cesaret verdiği için daha da azgınlaşıp zulmün sınırlarını genişletmelerine yol açacağından dolayı bir set gibi zalimin karşısında direnç gösterir müminler:
“Size ne oluyor da ‘Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet.’ diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa, 75).
İlahi ferman, direnişi daha ileri götürerek bu direnişin savaş alanına taşınması için ve bu savaşta mutlak kudret sahibi olan Allah’ın (cc) rızasının olduğunun müjdesini verir. Bu savaş izni, ilk emir değildi tabii ki. İşi bu noktaya getiren şey, zalimlerin bitmek bilmeyen hırsları ve kırılmak bilmeyen küfürde inatlarıydı. Savaş aşamasına gelinceye kadar bütün yollar denenmiş, yumuşak sözler söylenmiş, gece gündüz, gizli açık hakikate çağrılmış, mucizeler gösterilmiş, hakaretlere karşı “selam” denilmiş, yurtlarından çıkarılmış müminler hicrete zorlanmış.
Zalimin zulmüne “dur” diyecek birileri olmalı. Ekine ve nesle kasteden, düzen bozucu, menfaatperest ve fıtrat düşmanı bu zalimlerin karşısında, gücünü mutlak hakikatten alan bir iradenin olması, insanlığın ve yaşadığımız dünyanın geleceği için büyük bir nimet ve zorunluluktur. Tabii ki direnişin tabiatındandır, zorluklarla ve meşakkatle karşılaşmak. Direnişe talip olmak demek, belki dünyayı ve bütün sistemleri karşısına almak demektir. Bu uğurda direnen kişi, birçok şeyini kaybedebilir. Yukarıda geçen ayet-i kerimenin sonunda “Allah yolunda (fi sebilillah)” kavramı önemli bir mesaj veriyor. Allah yolunda harcanmış ne malın ne de canın boşu boşuna olduğunu garanti eder. Direniş, sonunda şehadeti getiren kutlu bir yolun başlangıcıdır ve izzet sahiplerinin yoludur. Bu, bir alışveriştir; Allah (cc) ile yapılmış bir anlaşmanın, inananlar tarafından yerine getirilişidir. Bu, insanın “öz” bilinci ile hareket edişi, hayatının ve ölümünün nasıl olacağına kendi kararını verişidir.
İradesi hür, vicdanı hür, prangalarından kurtulmuşların, sırf kendisi için değil bütün canlılar için dertlenenlerin yoludur.
Zulme başkaldırıp, zalimlere boyun eğmeden direnen ve bu yolda şehit olan hakkın ve hakikatin usanmaz erleri. İzzet, bu dünyada da ahirette de sizindir. Tarih, sizin cesaretinizi ve yiğitliğinizi nesilden nesile aktaracaktır. Sadece mazlumların değil, gün gelecek bütün insanlığın kahramanları siz olacaksınız.
Direniş yolu… Ey direniş yolunun şerefli neferleri! Ahiret yurdunda gıptalı nazarların çevrildiği, kurtuluşu hak olan, yüzlerine vuran nurdan dolayı önleri aydınlanan ve gözleri kamaştıran seçkin yiğitler! Henüz bu dünyada iken duyurdu Rabbimiz, sevinç nidalarınızı:
“İşte kitabı sağından verilen kişiye gelince işte o, ‘Alın, okuyun kitabımı. Şüphesiz ben, hesabıma kavuşacağıma inanıyordum, kesinlikle biliyordum’ der. Artık o, meyveleri sarkmış yüksek bir cennette hoşnut bir yaşamdadır. Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için, keyfinize bakın!” (Hakka, 19-24).
Ebedî olan ile fani olanın takasıdır bu. Direniş ile başlayıp izzetli bir yaşamdan sonra kavuşulan şehadettir. Dedik ya insan kendine verdiği değer nispetince bir rab arar. Allah (cc) gibi yüce ve eksiklerden münezzeh olan bir rabbin varlığına iman edip onun yolunda cihat ederken canını feda etmek, insanın şanını öyle bir yüceltir ki “Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü ‘selam’ (vardır).” (Yasin, 58).
Bir tarafta dünyanın derdine düşmüş; gücü, kudreti elinde bulundurup insanları sömüren azgın bir azınlık varken diğer tarafta, insanlık onurunu, özgürlüğü ve adaleti ayakta tutan şerefli bir azınlık. Azgın olan azınlığı, süper güç denen devletler desteklerken şerefli azınlık hemen hemen herkes tarafından yalnız bırakıldı. Buna rağmen gücünü Hak’tan alan, özünü merhamet ve imanla yoğurmuş olanlar, süper güçler (!) karşısında destansı bir direniş göstererek umudunu yitirmiş nice topluluklara ilham kaynağı olmuştur.
Mükâfatını Allah’tan (cc) bekleyenler için, mücadelenin sonucunda galibiyet ya da mağlubiyet ölçü değildir. Mücahitleri özgür ve güçlü kılan, zaten bu bakış açısıdır. Güç karşısında acziyete düşmeden baskılara ve yağan bombalara rağmen, direnişten ve şehadetten bir adım dahi geri atmayan bir mücadeleyi kaybetmek, zaten mümkün değildir. Ve böyle bir güce sahip olan toplulukları yenmek, yok etmek olanaksızdır. Bedenleri özgür ama ruhları zincirlere vurulmuş milyarlarca insanın bu direnişe imrenerek bakması, direnişin, insanlığın kaybettiği başkaldırı ve özgür irade gibi fıtratta olup da pasif durumda uykuya dalan yanlarımızın uyanmasına vesile olmuş gibi.
Direniş, özgürlüğün adıdır. Direniş, özgürleşmeye giden yoldur. Esarete başkaldırı, zulme karşı isyandır. Bizi belli kalıplara dökmüş, farklılıklarımızı budamış, tek tip insan, tek dil, tek yönetim gibi ütopik bir dünya düzeni peşinde koşan sapkın bir düşünceye karşı, en küçük bir umudu kalmamış olan yığınlara umut aşıladı Filistin’deki, Suriye’deki görkemli direniş.
İdeolojinin ve fikir üretiminin can çekiştiği, insanların hayatı ve dünyayı, yaşadıkları günden ibaret sandıkları ve saydıkları bir çağda, direniş ve şehadet, can simidi görevi görecektir.
Erdal TUĞRUL

GRUBA KATIL