Cemaleddin Latiç İle Röportaj
Gündem Röportaj

Cemaleddin Latiç İle Röportaj

ABDUSSAMED ÖZKAN 

Bosna’nın sembol isimlerinden ve çok yönlü kişiliğiyle tanınan Prof. Dr. Cemaleddin Latiç 1957’de Gorni Vakuf’ta doğdu. Annesi Hersekli babası ise Bosnalıdır. Evli ve üç çocuk babasıdır. Saraybosna İslam Enstitüsü’nde Tefsir öğretimi ve aynı zamanda Sancak Üniversitesinde Felsefe Fakültesinde Edebiyat Teorileri dersleri veriyor. Ve şair kimliğiyle öne çıkan Latiç, Aliya İzzetbegoviç’in de en yakın dava arkadaşıydı. “Bosna’nın Mehmet Akif’i” olarak anılan Latiç, aynı zamanda Bosna milli marşının da yazarı… Bugüne kadar yayınlanmış sekiz eseri var.

 latiç

Abdussamed Özkan: 1995 Dayton Barış Antlaşması ile birlikte Bosna’da neler değişti? Özelde Bosnalı Müslümanlar ve genel olarak bu ülkenin insanları değişim ve gelişim adına bir şeyler yaptılar mı? Özellikle Aliya İzzetbegoviç’in ölümünden sonra Bosnalı Müslümanlar özgürlüklerini kazanma ve haklarını savunma adına neler yaptılar?

Cemaleddin Latic: Bismillahirrahmanirrahim. Öncelikle, bu gerçekten çok geniş bir konu. Kısacası, Aliya İzzet Begoviç o barış antlaşmasını imzalamaya mecburdu, imzalamak zorundaydı. Tabi ki Dayton bir savaş antlaşmasıydı. Bunun anlamı şuydu. Bu savaş antlaşmasının temel bir amacı vardı, o da savaşı durdurmak yani o katliamlara, cinayetle bir son vermek. Antlaşma bu yanıyla gerçekten başarılı bir antlaşmaydı. Biliyorsunuz o dönem  binlerce insan katledildi, özellikle binlerce Bosnalı Müslüman vatandaş sistematik bir soykırıma uğradı. Onlarca camimiz harap edildi. Dolayısıyla barışın sağlanması ve akan kanın durdurulması açısından bu barış antlaşması oldukça başarılı bir antlaşmaydı. Biliyorsunuz, antlaşmadan sonra uluslararası güçler Bosna’ya geldi ve ortalık sakinleşti. Ancak, Aliya İzzet Begoviç antlaşma sırasında Amerika’daydı ve bizler de burada Saraybosna’daydık. O’nun ile iletişime geçemiyorduk ve tamamen bir karışıklık ve keşmekeş içerisindeydik. Bütün halk bir kargaşa içerisindeydi. Ve yapılan antlaşma tamamen adaletsiz bir antlaşma idi. Bizler mazlumduk. Maalesef o dönem, İslam dünyasında yanımızda duracak, bize destek olacak güçlü bir şahsiyet, güçlü bir devlet yoktu.  Bizler batılı güçler arasında tamamen yetim bırakılmıştık. Bizi destekleyecek, bize sahip çıkacak ne Türkiye vardı, ne Suudi Arabistan vardı ne Pakistan ne de Mısır. Yanımızda kimse yoktu. Ama Sırpların yanında Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi geleneksel müttefikleri vardı. Ve bizler bunların arasında yetim bırakılmıştık. Ve biliyorsunuz Dayton antlaşmasından bir kaç ay sonra Sırplar, Hırvatlar, Fransa, İngiltere, Almanya ve Rusya Paris’te özel bir antlaşmaya imza attılar. Yani, Aliya o barış antlaşmasını imzaladı diye bizim onu suçlamamızın hiç bir gerekçesi yok. Hayır yok. Çünkü Aliya yalnızdı, yanında hiç bir destekçisi yoktu, imzalamak durumundaydı.  Ve bizler,  gerçekten Batılı güçlerin birleşmiş bir Bosna’dan yana olup olmadıklarında emin değiliz. Amerika, gerçekten bölünmüş bir Bosna görmek istemiyor. Ve birçok defa bunları Amerikan elçisi Jackovich (1995–1998 arası Slovenya Cumhuriyeti elçisi) ile tartıştım. Çok doğru bir adamdı. Demişti ki: Lütfen dikkatli olun sınırlarınız uluslararası toplum tarafından tanınmıştır. Bu sizin şansınız diye. Ancak biliyorsunuz, her gün tekrarlıyorlar işte aranızda bir antlaşma yapın diye. Yani biz, Sırplar ve Hırvatlar arasında. Ancak kendi standartlarının bu ülke de, Bosna’da uygulanmasını istemiyorlar, yani kendi demokratik standartlarını. Sizden bu sözümü vurgulayarak yayınlamanızı istiyorum: Avrupa’da değer ilkesinin olmadığı, tek adam ve tek oyun olmadığı tek ülke Bosna. Tek adam ve tek sesin olmadığı bir ülke. Sırplar ve Hırvatlar koalisyon olarak birleşmiş durumda ve Bosna’yı seçimlerde tek bir adam ve tek bir oyun olduğu bir ülke olarak görmek istemiyorlar.  Bunun için sözde Bosna’da çoğunluk, üstünlük Müslümanların. Ama gerçekten Bosna’da çoğunluk Müslümanların, yaklaşık yüzde ellisi. İnşallah gelecekte bir elli yıl içerisinde Bosna yaklaşık yüzde yetmişlik bir oranla yine çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu bir Bosna olacak. Ancak, onlar böyle bir Bosna görmek istemiyorlar tabi. Ve bu elbette anti demokratik bir taktik. Ve bizler bu sebepten dolayı güçlü bir Türkiye, güçlü bir Suudi Arabistan, güçlü bir Mısır, İran, Pakistan görmek istiyoruz. Ve bizler Mısır’da olup bitenleri görünce gerçekten çok çok üzülüyoruz. Çünkü bizler kaderimiz hakkında, bize ne olacağı hakkında endişe duyuyoruz sadece onlar için değil. Tabi ki onlar bizim Müslüman kardeşlerimiz ve onları çok seviyoruz ve bizler aynı zamanda bize ne olacağı konusunda da endişeliyiz ve korkuyoruz. Ve bu yüzden bizler birlik olmuş tek bir Türkiye’ye yardım etmesi için Allah’a dua ediyoruz. Ve bizler Başbakan Erdoğan’ı çok seviyoruz, Fethullah Gülen Hoca’yı çok seviyoruz. Her ikisini de seviyoruz. Biz birlik olmuş güçlü bir Türkiye görmek istiyoruz. Ancak güçlü bir Türkiye ile belki bizler daha güçlü ve geleceğinden emin birlik olmuş bir Bosna hayal edebiliriz. Eğer Bosna bölünür ve dağılırsa benim milletim hayatta kalamaz. Bu mümkün değil. Yoksa bizlerin yok olmasını isteyecekler.

Abdussamed Özkan Türkiye’den söz açılmışken, biraz Bosna ile Türkiye arasındaki ikili ilişkilerden bahsedebilir misiniz? Ve Bosna’nın, veya Bosna halkının Türkiye hükümetinden ve Türkiyeli Müslümanlardan beklentileri nelerdir?

Cemaleddin Latiç: Turgut Özal zamanında, gerçekten Özal Bosna için kaygılanan, ilgilenen ve bir şeyler yapmak isteyen bir başbakandı. Ve O’nu şahsen tanırdım. Aliya’nın müsteşarıydım o dönem ve hamdolsun Özal’ın politikalarından çok faydalandık. Ancak, maalesef diğer siyasetçiler bizlere ancak vaatlerde bulunurlardı ve biz sizlerin yanınızdayız türünden söylemlerin dışında bir şey göremedik. Ama Türkiye o zamanlar güçlü değildi tabi. Ancak şu bir gerçek ki Erdoğan Hükümeti ile birlikte Türkiye Balkan Yarımadasına büyük önem verdi ve her alanda çok etkili ve kapsamlı politikalar geliştirdi. Ve biz Bosnalı, Kosovalı, Makedonyalı Müslüman halklar olarak Erdoğan’ı takdir ediyoruz. Eğer Türkiye olmazsa yanımızda bizim durumumuz çok daha tehlikeli olur. Çünkü bizler gerçekten hayatta kalıp kalmayacağımızdan emin değiliz. Sırpların gelip torunlarımı öldürmeyeceklerinden gerçekten emin değilim ben. Saraybosna’nın tekrar bombalanmayacağından emin değilim. Bizler Avrupa’da batılı güçler arasında yetim kalmış durumdayız. Batılıların merhametine bağlıyız. Onların ne kadar merhamet sahibi olduğuna tarih şahittir! Onların tarihi kan ve cinayetin tarihidir, engizisyon tarihidir. İslam tarihini biliyorsunuz. Bizler Endülüs ve Avrupa tarihini iyi çalışmalıyız, Avrupa’nın Türkiye ve İslam ile tarihi ilişkisini iyi çalışmalıyız. Bizlerin Avrupa tarihi içerisinde önemli bir yer tutan Oryantalizm’in tarihi üzerine özel çalışmalarımız olmalı. Ve onların diplomasi tarihini de çok iyi bilmek zorundayız. Unutmayın bizler onlar için barbar bir milletiz. Aristo diğer milletleri barbar olarak tanımladı.  Aristo demokratik bir adam değildi, aksine ırkçı bir adamdı. Atina vatandaşları tüm insani haklara sahipti ancak barbar diye tanımladıkları diğer milletler sadece onlar için iyi bir köle olma hakkına sahipti. Eğer Müslüman isen barbarsın! Bizler Sırplar ve Hırvatlar için sadece iyi birer köle olma hakkına sahibiz! Her geçen gün terörist, fundamentalist gibi bir takım uyduruk yaftalarla İslam’a saldırıyorlar. Bu çirkin etiketleri Müslümanlara yapıştırıyorlar. Her kim bizim kaderimiz hakkında endişe duyuyor ve ilgileniyorsa hemen fundamentalist ve terörist etiketini yapıştırıyorlar.  Aliya için aynı şeyi dediler ve ben onlar için Bosna’da bir numaralı fundamentalist ve radikal kişiyim. Neden? Ben herhangi bir Sırp veya Amerikalıya karşı ne yaptım? Hiçbir şey. Ama onlar kanlı tarihlerini ve niyetlerini gizlemek istiyorlar. Türkiyeli her kardeşimle yaptığım röportajlar benim için çok önemli. Onun için lütfen bu sözlerimi benim için, hayır sadece benim için değil tüm milletim adına tüm Türkiyeli kardeşlerime vurgulayarak iletin. Bizler çok çalışmak çok okumak zorundayız, Batıya karşı güçlü taktikler geliştirmeliyiz. Peki bizlerin taktiği ne olmalı? Bizler her zaman her yerde görünür olmalıyız. Yani bizler Avrupalı devletlerle, Batılı milletlerle ve insanlarla tartışmalıyız. Çünkü bizler kendimizi ifade etmek, temsil etmek zorundayız. İnanın onlar bizim devlet idaresine dair, yönetime dair kavram ve fikirlerimizden korkuyorlar. On yıl öncesine kadar, Roger Garaudy hayatta iken Paris’te  idim. Garaudy’nin asistanı ile sohbet ediyordum. Kendisi de yeni İslam’a girmiş birisi idi. Kendisiyle birlikte arabayla Paris caddelerinden geçiyoruz. Bana etrafı gösteriyor, parlamentoyu, devlet binalarını falan. Ve dedi ki: bunların hepsi müşrik kimseler dedi. Bana şöyle bir soru sordu: Neden Batılıların size karşı Sırpları ve Hırvatları desteklediğini biliyor musun? Onlar Aliya’dan korkuyorlar. Neden? Diye sordum. Çünkü eğer Aliya tüm insani hakların korunduğu yüce ahlaki değerler üzerine,  özgürlük ve adalet üzerine bir devlet kurarsa insanlar, gerçek anlamda özgürlük ve adaletin ve insani hakların sağlandığı bir Bosna göreceklerdi ve bu işlerine gelmeyecekti. Aliya Müslüman bir düşünürdü, merhamet sahibiydi. Aliya’dan korkuyorlardı. Ve onlar, yani Batılı milletler her alanda gerçekten tam bir çürüme, bozulma ve yozlaşmanın içerisindeydiler. Ama bizler merhamet duyguları olan özgürlükçü ve adaletçi kimseleriz. Bunlar bizim şiarımız. Çünkü bizler Müslümanız. Ve bizden çok korkuyorlar. Ve daha sonra Garaudy ile görüşmemizde, bana şöyle bir soru sordu: Batıyı ve Batının niyetinin ne olduğu biliyor musun? Siz bu alanda daha çok okumuş birisi olarak benden daha iyi bilirsiniz dedim. Dedi ki: onlar tüm dünyayı yok edip mahvedecekler. Arsenal silahları var. Ve biz Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Budistler olarak birlik olup insanlığı bu tehlikeden korumalıyız dedi. Ve ben orda gerçekten donup kaldım. Çok ama çok ciddi bir adamdı. Müslümandı kendisi ama daha çok fikri ve felsefi anlamdı Müslüman birisiydi kendisi. Onun için bizler her zaman her yerde görünür olmalıyız, sahnede olmalıyız, kendimizi göstermeliyiz. Çünkü kendimizi ifade ve temsil etmek zorundayız ve bunu tüm Müslüman milletlerle dayanışma içerisinde yapmalıyız.

Abdussamed Özkan: Avrupalı devletlerin sizi tanımadığını ve yok etme gibi bir çabalarının olduğu söylediniz. Öte taraftan Bosna’nın Avrupa Birliği üyesi olma gibi bir isteği ve çabası var. Bu isteğin arkasındaki sebepler ve beklentiler nelerdir? Bunun gerçekten bu ülke için bir çözüm olacağına inanıyor musunuz?

Cemaleddin Latiç: Evet. İnanın ben şahsen bunun biz Müslümanların iyiliği adına Allah’ın planı olduğunu düşünüyorum, sadece biz balkan Müslümanları için değil, tüm Müslümanlar için. Neden? Çünkü bizler hayatta kalmak zorundayız. Sadece bu ölümlerin son bulması için Allah’a dua ediyoruz. Her otuz yılda, elli yılda bir bizleri öldürüyorlar. Her elli yılda bir en az yüzde onumuzu katlediyorlar Avrupa Birliği ve NATO müttefikleri ile birlikte. Ve bilindiği üzere hamdolsun bir Türk şu an NATO’nun ikinci adamı. Avrupa birliği bizim hayatta kalmamız için bir şans. Ve böylece bize ne yapacaklarını bilemeyecek ve üzerimize bombalar yağdıramayacaklar. Bu mümkün olmayacak. Ve bizleri de Avrupa Birliği’nin bir üyesi yapmak zorundalar ve inşallah Türkiye’nin de Avrupa Birliği’nin bir üyesi olması için dua ediyoruz. Böylece Türkiye ile birlikte kesinlikle daha iyi bir pozisyon elde etmiş olacağız inşallah. Ve inanın bana çok sayıda Avrupa vatandaşının bu yolla Müslüman olacağına inanıyorum. Avrupa Birliğine girmek isteyişimizin arkasındaki sebepler olarak bunları düşünüyorum.

Abdussamed Özkan: Bu daha çok şu an için geçici bir çözüm olarak görünmüyor mu? Daha kalıcı bir çözüm adına gelecekte tüm Müslüman halkların bir birlik kurup yeniden tekrar güçlenip problemlerini kendisi çözeceği bir çözüm yolu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cemaleddin Latic:  İnşallah. Ben bir politikacı değilim. Ve çoğu zaman bir şair gibi düşünürüm. Kim daha çok hakikatin bilgisine sahiptir? Politikacılar mı yoksa mistikler mi? Bazen mistikler sahiptir, politikacılar değil. Erbakan Hoca ile birlikte İstanbul’da tüm İslam dünyasından gelen Müslüman düşünürlerle birlikte bir toplantıdaydık. Ve bizlerin tüm sunumlarından, konuşmalarından sonra, özellikle benim sunumumdan sonra Erbakan Hoca şunları söyledi: biz İslam ümmeti olarak, tüm Müslüman halklar olarak, bizim de bir birleşmiş milletler birliğimizin olması lazım. Bizim de NATO gibi bir birliğimizin ve ortak pazarımızın olması lazım dedi. Tabii ki bu bir hayal gibi duruyor önümüzde ama düşünün bundan yetmiş yıl evvel Avrupa Birliği diye bir birlik hayal değil miydi? Ama bu gün bir realite. Ve Erbakan Hoca ayrıca şöyle dedi: Amerika Birleşik Devletleri diye bir birlik oluyor da problem değil bizler birleşince mi problem olacakmış! Avrupa devletleri, Avrupa Birliği diye bir birlikleri olunca problem değil de biz birlik olunca mı problem oluyor demişti. İnşallah Rabbim aramızda vahdeti sağlar ve bizleri birlikte kılar.

Abdussamed Özkan: Bizleri konuk edip vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

NOT: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin Mart 2014 Sayısında Yayımlanmıştır.

GRUBA KATIL