Ana Sayfa Hakkımızda Forum Dosyalar Foto Galeri Mesaj Panosu İletişim
Üye Girişi
Genç Birikim
 
 134. Sayı
 Son Sayı
 Yazarlar
 İktibaslar
 Videolar (8)
 Arşiv
 Linkler
Linkler
 
 ummetiz.biz
 vakit
 ilkav
 haksöz
 özgünduruş
 medeniyet
 radyodenge
 zeynepder
 muttaki
 haber7
Site Haritası
TEVFİK UĞUR / SADAKA YA DA ALLAH İÇİN ÇALIŞMAK

—Sadaka, Telef olmuş geçmişi gelecekte diri bir hayat olarak karşımıza çıkaran salih amel

 

Eski zamanlardan kalma “Allah için çalışmanın” günümüz hayatında “yaşamak için çalışmak” tarafından kuşatılıp özellikle çalışan insanlar için ortadan kalkmaya ve unutulmaya yüz tutmuş bir derviş tamlamasına dönüştü. “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu kendine sorabilen her Müslüman’ın bu soruya kalbini tatmin eden bir cevap verememesinin bunaltısı içinde monoton bir çalışma hayatına mahkûm olması, sermayeyi elinde tutan gücün tekel olmasının bir sonucu olsa da bunalımın temel nedeni günün herhangi bir saatinde Allah için çalışmamaktır. Nerede ve hangi iş olursa olsun ve iş ortamının, “Allah için çalışmak” yani “Allah için yaşama” ortamına dönüştürülmesiyle “çalışmak için yaşama” absürtlüğünün Müslüman kalpte doğurduğu bunalım ortadan kalkacaksa aşikârdır ki bunun en kolay yolu Allah için sadaka vermektir. Yani ihtiyaca göre günün, haftanın ya da ayın daha doğrusu mesai zamanının bir ya da birkaç saatinde, gününde ya da haftasında Allah için harcanacak paranın/malın kazanılması için çalışmaktır.

Modern hayatta, “yaşamak için çalış” emrinin kimin tarafından verildiği bilinmese de “yaşama olan bağlılık” çalışmaya olan bağlılığa dönüşünce bilinçsiz okumuş insan çalışmak için yaşayan mekanik bir varlığa dönüştü. Modern çağın okumamış ya da yarı-ümmi sıradan insanı ise tekdüze ve monoton olmayan bir iş hayatına sahip olmasına rağmen o iş yükünün ağırlığının altında “yaşamaya çalışma”ya mahkûm edildi. Çalışmak yaşamak içinse yaşamak ne içindir? sorusunu çalışma ortamında sorabilen bilinçli bir insan ise bir müddet sonra bu sorunun ruhunda doğuracağı hava ile çalışma ortamının havası arasındaki çatışmaya şahit olacak ve her gün günaşırı çalışmanın kalıplaşmış bunaltıcı havasına bu çatışmanın havasını da ekleyecektir.

Sermaye sahiplerinin gün denilen olgu –güneşin doğumundan batışına dek- süresince çalışanlarını köle gibi kendilerine mahkûm etmesi, kapitalizmin hayati bir politikasıdır. Tarım toplumundan, sanayi ve teknoloji toplumuna geçiş; çalışanların iş gücü ile işverenlerin bu güce karşılık olarak verdikleri değer arasında bir fark ortaya çıkardı. Artı(k) değer olarak literatüre geçen bu fark, makineleşmenin getirdiği seri üretimden dolayı sermaye sahiplerinin elinde kalmış ve makine de yorulmadığı için çalışanlar ihtiyaçtan dolayı değil artık sadece üretimi artırmak için gün batımına kadar çalışmaya zorlanmıştır. Böyle bir ortamda emeğe karşılık gelen gerçek değer/ücretin hesaplanması her zaman için işverenin –sendikaların değil! Çünkü sendikalar çalışanların değil başkaldırmasınlar işverenin zekâsı sonucu ortaya çıkmıştır- inisiyatifine kaldığı için işveren, çalışanına ihtiyaçtan –emek gücünden değil!- fazla ücret vermekle işçisini fazla çalıştırmasından dolayı kazandığı artı değeri meşrulaştırmıştır. Böylece fazladan çalışan insan[1], kapitalist kanunların[2] hakkıyla(!) uygulandığı işyerlerinde emeğinin hakkını tam almazken ihtiyacından fazlasını kazanmaktadır. İhtiyacından fazla kazanan insan, elde ettiği ücretin tümü asli ihtiyacının fazlasını karşıladığından dolayı yaşamını fazla kazanca göre şekillendirmeye başladı. Fazla kazancın şekillendirdiği hayat ise bir müddet sonra fazla çalışmayı sıradanlaştırıp asgari çalışmaya çevirdi. İşte gün boyu çalışma bu şekilde sıradanlaşıp bir kanun haline gelince sabahtan akşama kadar sadece “para kazanmak için çalışmak” herkes tarafından makbul kabul edilip yasalaştı. Mesainin gün batımına kadar sürmesi, hayatın anlamını arayan ve yaşama amacını sorgulayan bilinçli insanların bunalımlı bir şekilde çalışmasına yol açtı. Bilinç sahibi insan, her canlı varlık gibi asli ihtiyacını karşılaması gerektiğini bildiği için çalışmak ama fazladan çalıştığı için aynı zamanda günün en verimli zamanını işine harcamak zorundaydı. Burada yoksayıcı bir insanın bunalımından çok Müslüman bir insanın yaşam biçimiyle ilgilendiğimizden dolayı cevabını bulmaya çalışacağımız iki soru olacaktır; Para kazanmak için sabahtan akşama kadar çalışmak zorunda kaldığından dolayı Allah için bir şey yapmamanın üzüntüsü içinde bunalan Müslüman’ın çıkış yolu nedir? İkinci olarak; bu şekilde çalıştığı halde bunalmayan bir Müslüman’ı öncelikle bunalıma nasıl sürüklemeli ve ardından nasıl bir tedavi yolu seçmeli?

İlk sorudan başlamak gerekirse Allah için en verimli olması gereken dönemi ve bu dönemin en verimli saatlerini “para kazanmaya” ayırmak zorunda kalan bir Müslüman’ın bu durumdan duyduğu rahatsızlık hangi sebepten kaynaklanmaktadır? Birincisi; Müslüman insan, hayatını gün içinde din ve dünya için parçalamadığına göre iş ortamında Allah için zaman –namaz insan içindir!- ayıramamanın sıkıntısını yaşamaktadır. İkinci olarak çalışmaya gün boyu zaman ayırdığı için bünyesinde başlayan maddi/manevi yorgunluk ve uykusuzluk iş dışında da “Allah için çalışmayı” büyük bir oranda engellemektedir. Söz konusu çalışma zamanıyla günlerini, aylarını hatta yıllarını harcayan bu Müslüman dönüp arkasına baktığında günlerinin çalışmaya, akşamlarının da fazla çalışmaktan kaynaklanan yorgunluğu gidermeye harcandığını görecektir. Yani bir anlamda namaz kılmak için geçirdiği vaktin dışında kalan hayatının apaçık bir şekilde harcandığını, daha doğru bir deyişle telef olduğunu görecektir. Burada kazanılan ücretin ailenin geçimi için harcanması var olan gerçeği ortadan kaldırmamaktadır; De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır.[3] Oysa ailenin, eş ve çocuğun geçimini sağlamak insanı üstün kılan bir tercih değil, Allah düşmanı müşrik bir insanın bile uymakla yükümlü olduğu beşeri bir zorunluluktur. Çünkü aklı başında olan her insan öncelikle eş ve çocuklarını doyurur, ayette sayılan sınıflara ise yardım etmekten kaçınır. Ailenin geçimi sağlanmadığı takdirde erkek vebal altındadır ama sağlıyor diye Allah katında bir üstünlüğe sahip olmamakta sadece aile ve toplum içinde bir kocanın kadına göre sahip olduğu sosyal üstünlüklere sahip olmaktadır. Hayatının telef olduğunu gören ve çalışma hayatına odaklanan bu bakış açısı doğru olduğu kadar çözümü olmaması takdirde Müslüman insanı daha çok aciz ve kederli kılacak, bu durum da çalışma şevkini kırmasının yanında aile içindeki davranışını da etkileyecektir. Fazla çalışmak, ihtiyaçtan fazlasını kazandırıyor olsa da Müslüman insanın bu fazlalığa göre ihtiyaçlarını yani hayatını şekillendirmeye çalışması düşünülemezdir. Çünkü Müslüman insanın hayat tarzı, Marks’ı doğrulayacak şekilde kazancı ve sahip olduğu malı doğrultusunda dizayn edilmez. Fazla çalışmanın doğurduğu fazla kazanç helaldir ama fazla çalışmak daha doğru bir deyişle gün içinde Allah için çalışmamak helal ve kabul edilebilir bir hayat tarzı olabilir mi? Sorunun doğal cevabı olumsuzsa fazla çalışmaktan kaynaklanan Allah için zaman ayır(a)mama sorunu nasıl çözülecektir? İş terk edildiği takdirde Allah’a ayrılacak bir zaman fazlasıyla doğmasına rağmen asli ihtiyaçları karşılayamama probleminin “Allah’a zaman ayırmamanın” sıkıntısından daha büyük olacağı aşikârdır. Öyleyse ne yapmalı? Çözüm gayet basit olarak karşımıza çıkıyor; Hangi iş ve hangi ortam olursa olsun iş ortamında bir müddet ya da ihtiyaca göre tüm gün Allah için çalışmalı!

İş ortamının yapısına ve havasına göre “mesai saatleri” içinde bir ya da birkaç saati Allah’a ayırmanın ya da Allah’la birlikte olmanın çeşitli yolları vardır. Basit bir araç vasıtasıyla Kur’an dinlemek en kolay yoldur. Ya da işverenin göremeyeceği şekilde Kur’an okumak daha rahatlatıcı bir amel olabilir. Cami veya mescitte Müslümanların hal ve vaziyetiyle dertlenmek de pekâlâ Allah için çalışmaktır. Bu ameller Allah katında makbul olsa da işverene göre çalışma verimini ve saatini azalttığı için hoş karşılanmayan davranışlardır. Bir de her yönüyle laik ve dünyevi, kurumsal ve içinde, çalışanın da, işvereninde İslam’dan eser bulunmayan bir iş ortamında bu tür amelleri ifa etmek oldukça güçtür. Diğer yandan bu ameller sadece içinde bulunulan zamanın Allah için değerlendirilmesini sağlar. Çünkü geriye bakıldığında hayatın beş on ya da yirmi yılı sadece “para kazanmak” için geçmiştir. Yani bir anlamda telef olmuştur ve geri getirilemez, diriltilemezdir. Öyleyse iş ortamında ne yapmalı ki en azılı din düşmanının bile hissetmeyeceği ve hatta hoşnut olacağı bir şekilde mesai zamanının bir ya da birkaç saati Allah için ayrılmış olsun. Bunun yanında geçmişte harcanan/telef edilen beş on yılda fazla çalışmadan kaynaklanan fazla kazancı nasıl kullanmalı ki boşa harcanan saatler, günler, haftalar, hatta aylar bir anda Allah için harcanmış saat ve aylara dönüşsün?

Öncelikle şu sorunun cevabına bakalım; Allah için çalışmak ne demektir? Allah için çalışmanın dışında eş, aile, makam, saygınlık, mevki, maddi kazanç için de çalışabilme gibi bir olanak olduğuna göre Allah için çalışmak bir zorunluluk değil, insanı yücelten bir tercihtir. Allah için çalıştığımıza göre bu iş Allah’ın hoşuna giden ve bizim de Allah’ın hoşuna gittiğini bildiğimiz bir ameldir. Öyleyse Allah için çalışmak Allah’ın emrettiği ya da yapıldığı takdirde O’nu sevindirdiğini bildiğimiz salih bir ameldir aynı zamanda. Diğer taraftan çalışmak bizzat fiziksel, yorucu ve alın terinin akmasına neden olan bir eylem olduğu için iş ortamında çalışmak Allah için olduğu takdirde “Allah için çalışmak” amacına ulaşan bir amel olmaktadır. Bu takdirde ne yapmalı? Emek, herhangi bir zaman dilimi içinde harcanan bilek/beyin gücü, ücret de emeğin karşılığı olduğuna göre ücretin bir kısmı ya da tamamı Allah’a/Allah’ın istediği hoşnut olduğu yola ayrıldığı zaman emek yani çalışmak Allah’a adanmış olmaktadır. Aşikârdır ki bunun en kısa yolu Allah için kazancı adamak yani sadaka[4] vermektir.

Sadaka’nın iş ortamına bakışımızda ve maddi kazanç için çalışmamızda getirdiği manevi değişimi ve şimdiye kadarki çalışma psikolojimizi alt üst eden devrimci etkisini bir örnekle görelim. Üniversite mezunu bir Müslüman olarak günümüz şartlarında 2.500 TL aldığınız ve 10 yıldır görevinizi sürdürdüğünüz sıradan ve çalışanları dâhil her şeyi dünyevi olan bir iş ortamında çalıştığınızı farzedin. Müslümansınız ama sabahtan akşama kadar çalışmanızdan dolayı namaz dışında kimsenin size Allah’ı hatırlatmadığı ya da O’nu hatırlamadığınız, hatırladığınız takdirde bile işinizden dolayı O’nun için bir şey yapamadığınız işverenin size emrettiği bir ortamda sadece işinizi yapıyorsunuz. Günah işlemediğinizden de eminsiniz ama Allah için bir şey yapmamanın ya da gün içinde bir dakika bile olsa Allah için çalışmamanın üzüntüsü ve bunalımı içindesiniz. Bu bunalım havasıyla dönüp geçmişinize bakıyorsunuz, okuldan ve özgürlüğünüzden mezun (!) olalı 10 yıl olmuş. Yani son on yılı sabahtan akşama kadar sadece maddi kazanç elde etmek için harcamışsınız. Bir an için “ne olmuş ki, kazandığımı eşime ve çocuklarıma harcıyorum” diyesiniz geliyor ama etrafınıza bakıyorsunuz diğer çalışanların Allah’la bir ilişkisi olmamasına rağmen onların da kazançlarını fazlasıyla çocuklarına harcadığını görüyorsunuz, bir Müslüman olarak başıboş insanlarla aynı şeyi 10 yıl boyunca yapmaktan ve hâlâ yapıyor olmaktan dolayı canınız daha çok sıkılıyor. Ailenize aylık ortalama 2.000 TL harcıyorsunuz ve maddi-manevi olarak 10 yıldan geriye elinizde sadece 60.000 TL gibi maddi bir şey kalmış. Geçmiş on yıl içinde Allah için ne yaptığınıza bakıyorsunuz, hafta sonlarının büyük bir kısmını dinlenmekle geçirmişsiniz ve namaz-zekât tek-tük akraba ziyareti dışında size Allah’ı hatırlatacak herhangi bir amelinizi göremiyorsunuz.

 

Bir bunalım ve keder içinde sıradan bir insanın harcadığı gibi ömrünüzden harcadığınız 10 yıla bakıyorsunuz. Etrafınıza bakınıyorsunuz iş arkadaşlarınızın çalışmanın yaşamlarını nasıl şekillendirdiğini ürpererek izliyorsunuz, kendinize bakıyorsunuz sanki son 10 yıl sadece çalışmak için yaşamışsınız. Elinizde 60.000 TL var ev almayı düşlüyorsunuz “ben öldükten sonra eşim-çocuklarım açıkta kalmasın” diye ama birden uyanıyorsunuz siz öldükten sonra ailenizin geçiminden neden sorumlu olasınız ki, miras bırakma gibi bir yükümlülüğünüz olmadığına göre “ben öldükten sonra çocuklarım ne yapar, ne yer ne içer” gibi materyalist bir kaygının anlamı olmadığını anlıyorsunuz. Hem ölüm anında ya da canınızın alınmasından hemen sonra karşılaşacağınız gerçek hakikatin olağan üstü etkisi ve henüz başlayan hesap verme korkusundan dolayı sizin dünyada olan henüz ölmemiş çocuklarınızı maddi açıdan düşünebileceğinizi aklınız almıyor. Hem ölüm geldikten sonra insanın dünyadaki kaygılarının ölüm sonrasına olduğu gibi taşındığını/taşınabildiğini kim iddia edebilir? Yani siz şu an çocuklarınızın maddi açıdan geleceğini düşündüğünüz kadar öldükten hemen ya da bir müddet sonra çocuklarınızı aynı duyguyla –ama ölüm duygusuyla- düşünebileceğinizi neye dayanarak savunabilirsiniz ki?. Hiçbir şey sadece bir tahmin ve dünyada var olan bir duygunun eseridir ölüm sonrası hayatta kalan eşin ve çocukların maddi durumunu düşünmek. O zaman ne yapmalı? Telef olmuş on yıldan geriye kalan şey sadece 60.000 TL’dir. 2.500 TL kazanmak için ortalama 25 gün çalışmışsınız. Yani 100 TL karşılığında her gün sabahtan akşama kadar ortalama 10 saat vakit harcamışsınız, 10 TL içinse bir saatinizi işvereninizin isteği doğrultusunda harcamışsınız, Allah için bir şey yapmadan. 10 yıl geçmiş Allah için çalışmadan, elinizde de bu on yılın sonunda maddi manevi sadece 60.000 TL var. Ne yapmalısınız bu bunalımdan kurtulmak için ya da dönüp on yılınıza baktığınızda keşke günün bir-iki saatini haftanın bir gününü, ayın 4 gününü ya da yılın bir ayını sadece ve sadece Allah’a ayırsaydım Allah için çalışsaydım, her gün, her hafta, her ay, her yıl az da olsa Allah için aksatmadan çalışabilseydim diye bunalım içinde yakınıyorsanız kendinizden, kendi varlığınızdan, bu hal ile var olmaktan utandığınız varlığınızdan. Bir yol, bir yol var mı Allah’ım geçmişi değiştirip, tekrar canlandırıp sana adamak için? Allah, elbette samimi ve içten talepleri duyandır; “Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! Demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın”. [5]

 

Kendinize, dünyadan uzaklaşıp kendi benliğinize dönüyorsunuz birden, sanki yeniden dirildiğinizi hissediyorsunuz. Etrafınıza bakıyorsunuz, henüz ölmemişsiniz, eşiniz ve çocuklarınız da hayatta, işinize de devam ediyorsunuz, 60.000 TL ile hemen ölseniz 10 yıldan arta kalan kazancınız ailenize kalacak ama geçmişiniz yani ömrünüz de telef olmuş olacak. Nihayet, elinizde on yıldan arta kalan kazancınızla geçmişinizi bugünkü gibi diriltebileceğinizi görüyorsunuz. Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.[6]  Korkmayın, Allah sizden her gününüzü sabahtan akşama kadar sadece kendisi için çalışmanızı istemiyor. Siz gününüzün sadece bir saatini sadece O’nun için çalışmaya ayırırsanız bakın Allah o bir saatinizi bir gün içinde kendisi için 700 saat çalışmışsınız gibi nasıl da kabul ediyor. Elinizde bulunan 60.000 TL için geçmiş on yılın çalıştığınız her gününden sadece 1 saatini Allah’a adarsanız bir gün için 10 TL bir ay için 250 TL, bir yıl için 3.000 TL ve on yıl için 30.000 TL adamış olursunuz ki Allah bu adayış karşılığında ortalama 70 yıllık ömrünüzün tamamını çalışmaya adamanız durumunda bile O’nun size iade edeceği kazanç sizin 700 yıllık çalışmanıza tekabül ediyor. Allah ne yüce ve merhamet sahibidir ki bu sadakanızla sadece O’nu değil yetimleri, yoksulları, darda, açıkta ve yolda kalan garip mazlumları, Allah için çarpışanları, Allah için ilim tahsil edenleri sevindirmiş oluyorsunuz.

Sizin bu kazançtan geçmişinize kazandırdığınız ya da geçmişinizin bugün ve gelecekte kazandığı yeni boyut ve geçmişinizin dirilişi bununla da sınırlı kalmıyor. 10 yıl öncesinden başlayarak 1 saat boyunca harcadığınız emek ve alın teri bugün geliyor garibanın sofrasında bir ekmeğe dönüşüyor, yetimlerin üzerinde bir giysiye bürünüyor, muhtaç akraba ve komşuların sobalarında yanan bir ateşe bürünüyor, sahipsiz kalmış ezilmişlerin elinde bir aşa ve dünyanın dört tarafında Allah için çarpışan mücahitlerin silahlarından fırlayıp ve kâfirlerin kalbine saplanan bir mermiye dönüşüyor. Allah ne kadar da merhamet etmiş bize! 10 yıl boyunca günümüzün 9 saati telef olup gitse de biz geçmişten aldığımız sadece 1 saatle bu 10 yılın kat kat fazlasını Allah’a adamış oluyoruz. Başka bir ihtimal daha var, 60.000 TL’yi bir müddet sonra asli ihtiyaçlarınız için kullanacağınız için yarısını sadaka veremiyorsunuz diyelim ama şu anda bu miktara ihtiyaç duymuyorsunuz. Bir yakınınız, bir tanıdığınız bir ihtiyacını gidermek için sizden bir miktar borç talep ediyor. Bir başka deyişle Allah sizi sevmiş ve karşınıza muhtaç olan birini çıkarıp “karz-ı hasen” yani kendi katında güzel bir borç verme imkânı sağlamış; Kim Allah'a güzel bir borç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.[7] Yani Allah gerçekten muhtaç insanlara kefil oluyor ve böyle bir insana faizsiz olarak verilecek borcu kendisine verilmiş gibi kabul edip onu kat kat iade edeceğini vaad etmektedir. Allah’a borç vermekten daha güzel bir borç olabilir mi? Muhtaç olan insanlara kefil olan rabbimiz ne yücedir!

Patronunuz sizi gözetliyor, sabahtan akşama kadar sadece çalıştığınız, işinizi aksatmadığınız ve işinizden kaçmayıp dürüstlükle görevinizi yerine getirdiğiniz için sizden oldukça memnun. Sizin işinizi yaparken neler yaptığınızın, emeğinizin, bilek gücünüzün, zorladığınız beyninizin, yediğiniz yemeğin, içtiğiniz çayın, dinlendiğiniz 5 dakikanın, dünyanın hangi garibanına, hangi Müslüman’ına ve hangi Filistinli mücahide hizmet ettiğinin farkında bile olmadan.

İkinci soru “Sabahtan akşama kadar çalıştığı halde Allah için bir şey yapmamanın üzüntü ve kaygısını taşımayan Müslüman için ne yapmalıydı.” Ne diyelim, onun için sadece dua edebiliriz; “Allah böyle bir Müslüman’ı iş ortamında aklı başına gelene kadar bunaltsın!”

Bu minval üzerine bugün Allah için ne yaptın?” sorusuna verilecek en kolay cevap çalışma zamanının bir saatinden elde edilen kazancın Allah için sadaka verilmesiyle “Bugün Allah için 700 saat çalıştım” pekâlâ olabilir.

 



[1]  Buradaki insan sınıfı, okumamış ve herhangi mesleki bir diplomaya sahip olmayan ümmi, yarı-ümmi bir insan değil diplomalı asgari ön-lisans sınıfıdır.

 

[2]  Dolgun  (!) maaş, sosyal güvence, sendika hakkı, mesai aşımı ücreti, hafta sonu, yıllık izinler..vb gibi iş politikasının uygulandığı kapital kanunlar.

 

[3] Bakara, 215

 

[4] Sadaka, Arap dil bilimcilerine göre, ş-d-k kökünden gelir ve doğruyu söylemek manasına gelir. Müslümanın sadaka vermesi onun dininin doğruluğunu (şidk) ispat eder. Bu kelime ise, İbranice şedâkâ kelimesinin, ancak Arap harfleri ile yazılmış şekli olup, sıdk ve hulus manasına gelir;

 

[5] Munafikun, 10

 

[6] Bakara, 261

 

[7] Hadid, 11




0 Yorum - Yorum Yaz
Hava Durumu

 
Haber
 

DARBE SENARYOLARI ve ENGELLENEMEYEN PKK TERÖRÜ

ALİ KAÇAR


DEMOKRASİ VE SEÇİMLER

SÜLEYMAN ASLANTAŞ


ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİ HER ZAMANKİ GİBİ…

AMERİKANIN SESİNDEN AKTARAN: CELAL SANCAR


MÜŞRİK

ŞAHİN ÖZDAŞ


DEŞİFREDE HER SÖZ, HER BİLGİ, HER KARE ÖNEMLİDİR

NECDET YÜKSEL


GÜLE GÜLE ÜSTADIM

ERDAL BAYRAKTAR


AÇILIM BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM(DU)! II

BÜNYAMİN ATEŞ


KURUMLARI ELE GEÇİRME

MAHMUT CELAL ÖZMEN


GAZZE'NİN KAPILARI

Dan EPHRON / Çev: İsmail CEYLAN


RAHMETLE YOLCULUK

HAYRİYE BİCAN


RAMAZAN VE RUH TERBİYESİ

KADİR SEVEN


RAMAZAN AYI ve ÇOCUKLARIMIZ

İDRİS GÖKALP


RAMAZAN ve ORUÇ İKLİMİ

FATİH PALA


HALİFE HZ. ÖMER I

NAZİFE ACISU


SANA LAYIK OLAMADIK EFENDİM

AYTEN CEYLAN


ÇOCUK EĞİTİMİ DUA İLE BAŞLAR

İSA MEMİŞOĞLU


AYET ve HADİSLER IŞIĞINDA BİLİM

KÜBRA CEYLAN


FIKH'IN BABASI EBU HANİFE

LEYLA ÖZCAN


SOSYAL AÇIDAN İNSAN

SÜMEYRA ARSLAN


MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAREKETİNİN TÜRKİYEYE ETKİLERİ IV

ABDURRAHMAN BURSEVİ


BASINDAN SEÇMELER

AYSEL ARPACI


İNŞAAT USTASI ve MEZAR

VEYSEL ALTUNTAŞ


KİTAP TANITIMI: FİZİLÂL-İ İMAN

AYŞE MERVE ADANUR


İNCE DOKUNUŞLAR

FATİH PALA


RUKEN

AYDIN IŞIK



 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım