Ana Sayfa Hakkımızda Forum Dosyalar Foto Galeri Mesaj Panosu İletişim
Üye Girişi
Genç Birikim
 
 134. Sayı
 Son Sayı
 Yazarlar
 İktibaslar
 Videolar (8)
 Arşiv
 Linkler
Linkler
 
 ummetiz.biz
 vakit
 ilkav
 haksöz
 özgünduruş
 medeniyet
 radyodenge
 zeynepder
 muttaki
 haber7
Site Haritası
ABDURRAHMAN BURSEVİ / YOLDAKİ İŞARETLER KİTABININ TÜRKİYEDEKİ İSLAMİ HAREKETLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

      Türkiye’deki İslami uyanış, özellikle İslami hareketler, Mısır, İran ve Pakistan’ın etkisinde kalmıştır. 

      MISIR’DAKİ İSLAMİ HAREKETLERİN TÜRKİYEDEKİ ETKİLERİ

      Mısır: Piramitler Ve Fizilal Ülkesi

      18. Yüzyılda Kahire ve Mısır, en büyük dini fikri kesişim noktalarından birisi olarak dikkatimizi çekmektedir. Ziyaretçi âlimlerin oluşturduğu kozmopolit zümre ve yerel mürşitler, fikirlerin geliştirilmesinde ve yayılmasında çok önemli görev üstlenmekteydiler. Söz konusu bu görev özellikle yeni sofiliğin etkin olduğu iki kilit bölgenin doğuşunda ve hadis âlimliğinde süre gelen temayüllerde oldukça önemliydi. Âlimlerin bazıları bu bölgedeki yerel muhafazakâr unsurlarla çatışmaya girerken, bazıları asimile oluyordu.

      Mısır’daki İslami hareketlerin tanımlanabilmesi, her şeyden önce Mısır ortamının özel şarlarının bilinmesine ve takip edilmesine bağlıdır. Mısır’daki İslami hareketin fikri ve örgütsel oluşumunu daha iyi anlayabilmek için dikkatlerimizi Mısır ortamına çevirdiğimizde, şu soru gündeme gelmektedir: Mısır ortamın özellikleri, bu ortamı oluşturan öğeler nelerdir? Bu kapsamlı soruya cevap teşkil eden hususlardan biri Mısır ortamının en önemli özelliği durumunda bulunan mezhepçilik ayırımının bulunmayışıdır. Birbiriyle çelişen farklı inanç sistemlerinin olmayışı, homojen bir yapının oluşmasına yol açmış, inanç konusundaki bu tek düzelik İslami hareketin gelişim ve sürekliliğini sağlayan temel unsurlardan biri olmuştur.

      Mısır’da İslami hareketi etkileyen ve şekillendiren faktörlerden birisi de ekonomi faktörüdür. Yoksulluk ve ekonomik problemler, rejimi korumak ve kollamakla yükümlü güvenlik güçlerinde önemli gedikler açmıştır. Otoriteye karşı olan akımlar saldırılarında bu gediklerden faydalanmışlardır. Saflarını destekleyen ilişkilerine göz atılırsa görülecektir ki, bu iki grup arasındaki ideolojik açıdan her hangi bir bağ bulunmamaktadır. Bu anlamda yönetilen konumundaki Mısır insanı, rejim değişikliğini hedefleyen her hareketin yanında yer almaya ve hareketin yolunu açmaya hazır görünmektedir. Nitekim cihat akımının gerçekleştirdiği olaylar, Enver Sedat’ın öldürülmesi ve Asyut olayları bunların birer göstergesidir. Mısır’lı İslamcı ideologların pratiğinde sosyal tabanlı bir tahlile girecek olursak şunu göreceğiz. İslamcı düşünürler Mısır halkını kentli ve kırsal olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Mısır toplumunda çok yaygın olan bir toplumsal gerçek ve niteleme, sadece coğrafi bir ayırım olmayıp, hayatın her aşamasında kendisini hissettiren gerçek bir olgudur. Toprağa bağlı kırsal bölge insanının olaylara karşı direnişi ile sahil kıyısında yaşayan kent insanının reaksiyonu arasında fark vardır. Bu fark dindarlık da dâhil olmak üzere birçok hususta kendisini göstermektedir. Mısır teorisyenlerinin kırsal kesim insanlarının rejimi etki altına aldığı diğer halk kitlelerinden farklı oluşumları ve duygusallıkları İslami hareket sahasında büyük ve tehlikeli rol oynamaktadır. Bu tehlikeleri şöyle izah etmektedir: Geleneğe bağlılığı ifade eden sakal bırakma ve cübbe giymek gibi hususları yerine getirmek, kişiye herhangi bir İslami cemaate giriş için vize niteliği taşımaktadır. Bu durum cemaatlerde sunî gelişmelerin oluşumuna sebep vermiştir. Ayrıca legal istihbarat servisleri bu duygusallığı istismar ederek, İslamcı elemanların birçoğunu kendi safına çeken çeşitli olaylar tertipleyebilmektedirler. Bunun içindir ki; Mısır’da cihad akımı dışındaki İslami harekeler, düzene karşı ılımlı ve yumuşak bir politika izlemişlerdir.

      Bu şartlardan istifade eden İslami hareketler, yakın zamana kadar Mısır resmi makamlarınca önemsenmezken, son olaylar karşısında bu tutumdan uzaklaşmıştır. “Hizbut-Tecemmü” hariç bütün Mısır partilerinin İslami sloganları kullanmaya ve her fırsatta İslam’dan söz etmeye başlamaları; bazılarında İslam şeriatını yürürlüğe koymayı parti hedefleri arasına almış bulunmaları bunun en açık göstergesidir. Siyasi sistemin ve partilerin İslam’a karşı tavırlarındaki bu değişiklik, İslami hareketin tutumunda da bariz değişikliklere yol açmıştır. Yakın zamanlara kadar kimliği yeterince belli olmayan İslami hareketler, olaylar ve değişiklikler karşısında topluma açılmaya ve bazı görüşlerini değiştirmeye yöneldi. Mısır’daki diğer siyasi grup ve partilere farklı bir bakış açısıyla yaklaşıp onlarla ilişki kurmaya başladılar. Bu yeni durum Mısır İslami hareketinin en tebarüz etmiş isimlerinden birisi olan “ İhvan-ı Müslimin” İslami yönteme ters düşen laiklik prensibini savunan El Vefd patisiyle giriştiği işbirliğinde kendisini daha açık olarak gösterir.

      Bu bağlamda, İhvan-ı Müslimin hareketi üzerinde durmak istiyoruz. İhvan-ı Müslimin hareketi, bütün İslam dünyasında özellikle Mısır, Suriye, İran, Pakistan, Endonezya ve Malezya’da takipçileri bulunan organize olmuş en büyük cereyanı oluşturmakla birlikte homojen bir cephe arz etmiyordu. Her ülkedeki ideolojisi, aktivitesinin kıvamı ve üslubu, bağımsızlık, demokrasi ya da ulusal kültürün kaybettirilmiş kimliğini iade için yapılan ulusal mücadelelerin strateji ve gereklerine göre değişmekteydi. Hareketin İslami devlet isteği ve bu isteğin saik nedenleri ülkeden ülkeye büyük ölçüde değişmekteydi. İran’daki 1979 devriminden önce en büyük çağrı İslam devleti fikrinin her zaman zorlayıcı bir cazibeye sahip olduğu Pakistan’dan gelmekteydi. Zira Pakistan’ı devlet olarak mevcut kılan şey İslam’dı. Mısır ve İran’daki gayretler daha az etkin değildi. Bu gayretleri ulusçuluk, liberalizm, sosyalizm ve komünizm gibi ideolojilerin güçlü rekabetleri genellikle saptırıyordu. Bu isteğin formülasyonu noktasındaki entelektüel donanım da aynı düzeyde değildi ve bu konuda Pakistan başı çekiyordu. 

      Çalışmamızın bu kısmında İhvan-ı Müslimin’in Hasan El Benna ve Seyyid Kutup üzerinde durmak istiyorum. 1928’de Hasan El Benna tarafından kurulan Mısır’daki İhvan-ı Müslimin’in hareketi çağdaş Mısır tarihinin en kompleks dönemlerinden birinin ürünüdür. Bu karmaşıklık, bizzat Hasan El Benna’nın sözleriyle, 1919 devrimi öncesinde başlayan bölünmüşlüğün getirdiği gürültülü siyasal tartışma ve Mısır anayasacısı Özgürlük Partisi ile Vefa arasındaki münazaalı kontrolünden; bütün İslam dünyasını savaş sonrası irtidat ve nihilizm eğilimlerinden Türkiye’deki Kemalist hareketin teşvik ettiği ve Mısır entelektüel ve sosyal istiklalini amaçlayan gelenek ve Ortodoksluğa yönelik saldırılarından ve Mısır entelektüel ve akademik iklimini baştanbaşa saran, İslam dışı ve hürriyet taraftarları ve laik eğilimlerinden kaynaklanmaktaydı.

      Bu gün birçok İslamcının kendi öz tavır ve anlayışlarını  İslami hakikatin bir cüzü olarak gördürdükleri bir ortamda Hasan El Benna’nın sözleri son derece manidardır. Hasan El Benna, İslami hareket ile hareketin içinde neşet ettiği ortamın sosyal, siyasi ve kültürel boyutları ile birbirleri üzerinde bir etkiye sahip olduğunu kabul etmekte ve hareketin kurgusunun bu etkiler ışığında yapılması gerektiğini savunmaktaydı. Mısır toplumunun içinde bulunduğu dönem ve dönemin şartları içinde Hasan El Benna’nın tepkisi daha ziyade ahlaki ve didaktik(öğretici) bir mahiyet arz ediyordu. Ancak cemaat genişleyip karşı güçlerle mücadele haline getirilince hareket büyüyen bir siyasi organizasyon ve mücadeleye dönüştü.

      Bunun yanında İhvan Hareketinin söylemini belirleyen faktörler de çeşitlidir. İkinci dünya savaşı öncesi ve sonrası döneme dikkat edilecek olursa, görülecektir ki; bu dönem için İhvanın söylemini belirleyen temel faktör, İngiliz karşıtlığı olmuştur. İhvan söylemi üzerinde belirleyici etkiye sahip bir başka önemli faktör; Filistin meselesi ve İsrail düşmanlığıdır. Temas edilmesi gereken bir hakikat bu noktada dikkatimizi çekmektedir. Siyasi radikalizm, hiçbir ortamda dış düşman tehdidinin var olduğu ortamdaki gelişmesinden daha ziyade gelişme imkânı bulunmaz. Başlangıçta bir gençlik kulübü şeklinde hareket eden İhvan liderinin bütün endişe ve çekincelerine rağmen çok kısa bir süre içinde siyasi bir güç haline dönmüştür. Bunda ülke politikasında açık bir şekilde etkisini hissettiren Arap İsrail çatışmasının varlığı önemli bir rol oynamıştır. Bu durum İhvanın ideolojisini ilerleyen dönemler için İslam’ın bütün bu ideolojik sistem olabileceği şekilde vurgularlar. İslam’ın zaman ve mekândan münezzeh olduğunu iki kaynaktan neşet ettiğini (Kur’an–Sünnet), hayatın bütün alanlarını kapsadığını kendi programlarına alırlar. Bu anlamda Hasan El Benna İhvanı hayatın bütün alanlarını tanımlayacak bir şekilde tasnif eder. İhvanı, selefi bir örgüt, atletik bir grup bilimsel ve kültürel bir bağ, ekonomik bir teşebbüs ve toplumsal bir fikir olarak tanımlar.

      İhvanın siyasi aksiyoner bir güce dönüşmesi beraberinde hareketin gelişmesini geliştirmiştir ki hareket söylem olarak uluslararasılaştırılmıştı ve bütün dünyaya, emperyalist güçlere karşı bir mücadele verilmesi gerektiği savunuluyor ve dış politikada ümmetçi pir politika izlenmesi üzerinde duruluyordu. İç politikada ise Müslümanların görevlerinin, yaşadıkları bölgede özgür ve bağımsız bir İslam yönetiminin kurulmasının zorunlu olduğunu savunuyorlardı. Bunun sağlanmaması Müslümanlar açısından bir ihanettir. Bu manadaki ihanet yalnızca Müslümanlara karşı değil, bütün insanlığa karşı yapılmış bir ihanettir.

      Savaş  yılları El Benna’yı İngiliz otoriteleri ve Mısır hükümeti ile bir çatışmanın içine soktu. Teşkilatın faaliyetleri devlet güçleri tarafından engellenmeye çalışılırken El Benna bu dönemin büyük bir çoğunluğunu hapishanede geçirdi. Bu dönemde İhvan-ı Müslimin Teşkilatının çalışmalarını yeraltında sürdürmek zorunda kaldığına şahit oluyoruz. Bu kaos döneminde İhvan-ı Müslimin teşkilatının Mısırda Vefd’den sonra ikinci önemli güç olarak Hasan El Benna halkla olan ilişkilerini şöyle açıklamaktadır:

“Kardeşlerim! Siz ne bir hayır kurumu, ne bir siyasi parti, ne de sınırlı amaçları olan yerel bir teşkilatsınız. Aksine siz bu milletin kalbindeki, ona Kur’an’la hayat verecek yeni bir ruhsunuz ve Peygamberin mesajını hatırlamak için yükselen bir güçsünüz. Kendinizi başkalarının kabul etmediği bir yükün taşıyıcıları olarak hissetmelisiniz. Neye çağırdığınız sorulduğu zaman; “İslam’a ve Hz. Muhammed’in mesajına, içerisinde hükümet bulunan ve yükümlülüklerinden birinin de özgürlük olduğu dine deyin, size siyasi olduğunuz söylenirse İslam böyle bir ayırım kabul etmez deyin. Size devrimci olduğunuz söylenirse deyin ki: biz derinden inandığımız ve iftihar ettiğimiz hak ve başarının sesleriyiz. Bize karşı çıkar ya da yolumuz üzerinde durulursa, o zaman Allah’ın izniyle kendinizi adaletsizliğe karşı savununuz.”

      28 Aralık 1948’de İhvan-ı Müslimin’i mevcut monarşinin en büyük tehdidi olarak gören Nugraşi Paşa’nın öldürülmesi, hareketin genel eylem stratejisini değiştirecek olaylara sebebiyet vermiştir. Nugraşi cinayetinin müsebbibi olarak görünen hareketin kurucusu ve imamı Hasan El Benna 12 Şubat 1948’de öldürülmüş ve teşkilatı kapatılmıştır. Baskı dönemi Ocak 1950’de Vefd hükümetinin iş başına gelmesiyle sona erdi. İhvan-ı Müslimin legal statüsünü yeniden kazandı. Ekim 1951’de teşkilatın gerillaları Süveyş kanalları bölgesinde İngilizlere karşı savaşmaya başlarken Hasan El Hudeybi rehber olarak seçildi. 26 Temmuz 1952’de Kral Faruk, General Muhammed Necip, Yarbay Cemal Abdunnasır önderliğindeki askeri bir cunta tarafından İhvan ve liderlerinin aktif katılımı olmaksızın devirdi. Devrimin ilk yıllarında İhvanın askeri rejimle ilişkileri içten ve sıcaktı. Nasırın cuntacı karşısında İhvan kendisine daha yakın bulduğu General Muhammed Necib’i destekler. Nasır tarafından partileri feshedilir. Bu durumda İhvan, feshedilen partilerin sivil rejim yanlısı gösterilerde bir araya getirilerek Necib’i destekledi. Bunun üzerine çok sayıda İhvan mensubuna resmi görevlerden el çektirilir, bütün bunlara rağmen İhvan ve Nasır arasındaki ilişkilerin kopması için Temmuz 1954’ü beklemek gerekiyordu. Bu tarihte Mısır idarecileri ile İngilizler arasında kanal bölgesinin tahliyesini sağlayan bir antlaşma yapılmıştır. İhvan; Mısır ve Arap politikasını Nasır’a yapılan başarısız suikast girişimi ve müsebbibi olarak İhvanın görülmesi, bu teşkilatlara karşı büyük bir baskı yöneltilmesine ve liderleriyle 4.000’den fazla üyesinin tutuklanmasına yol açtı. İhvanın büyük liderleri, mahkeme heyetinde Enver Sedat’ın bulunduğu bir halk meclisinde yargılanır ve İhvan liderlerinden 6’sının idamı, teşkilat lideri Hasan El Hudeybi’nin ise ömür boyu hapsi hükme bağlanır. Mücadele dolu bu 30 yılın yakından gösterdiği gibi İhvan hareketinin en büyük başarısı gerileme dönemlerinden sonra kendisini çok çabuk geliştiren yeteneğidir. Daha sonra fundamentalist hareketlerin bu özelliği üzerinde durulacaktır.

İhvan örgütünü 1954 yılı sonuna kadar sistematik bir şekilde dağıtılan askeri rejim Mısır ve Arap kitlelerin sadakatlerini Nasır’ın yükselen Pan-Arabist sosyalist ideolojisi de İhvanın davetinin önemli bir kısmını ele geçirmişti. On yıl Nasır, İhvanın izzet, birlik, halk katılımı, batıya karşı koyma, sosyal ekonomik adalet gibi Araplara vaat ettiklerini sunmayı başardı.

      Nasırcılık bütün bu göreceli başarılarına rağmen, İhvanın 1964’de yeniden doğuşunu hazırlayan Suriye ayrılmasını, Yemen savaşı ve ekonomik problemleri engelleyememiştir. Biraz da ülkedeki komünist ilerleyişin önüne geçebilmek maksadıyla “ehven-i şer” olarak gördüğü İhvanın faaliyetlerini kısmen serbest bırakır. Teşkilatın çok kısa bir sürede eski güç ve etkinliğini kazandığını gören Nasır, 30 Ağustos 1965 İhvanın yeni bir komplosunun ortaya çıkartıldığını açıklamış, Seyyid Kutub örgütün yeni lideri, asıl önderi sıfatıyla tutuklanıp 28 Ağustos 1966 tarihinde idam edilmiştir.



0 Yorum - Yorum Yaz
Hava Durumu

 
Haber
 

DARBE SENARYOLARI ve ENGELLENEMEYEN PKK TERÖRÜ

ALİ KAÇAR


DEMOKRASİ VE SEÇİMLER

SÜLEYMAN ASLANTAŞ


ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİ HER ZAMANKİ GİBİ…

AMERİKANIN SESİNDEN AKTARAN: CELAL SANCAR


MÜŞRİK

ŞAHİN ÖZDAŞ


DEŞİFREDE HER SÖZ, HER BİLGİ, HER KARE ÖNEMLİDİR

NECDET YÜKSEL


GÜLE GÜLE ÜSTADIM

ERDAL BAYRAKTAR


AÇILIM BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM(DU)! II

BÜNYAMİN ATEŞ


KURUMLARI ELE GEÇİRME

MAHMUT CELAL ÖZMEN


GAZZE'NİN KAPILARI

Dan EPHRON / Çev: İsmail CEYLAN


RAHMETLE YOLCULUK

HAYRİYE BİCAN


RAMAZAN VE RUH TERBİYESİ

KADİR SEVEN


RAMAZAN AYI ve ÇOCUKLARIMIZ

İDRİS GÖKALP


RAMAZAN ve ORUÇ İKLİMİ

FATİH PALA


HALİFE HZ. ÖMER I

NAZİFE ACISU


SANA LAYIK OLAMADIK EFENDİM

AYTEN CEYLAN


ÇOCUK EĞİTİMİ DUA İLE BAŞLAR

İSA MEMİŞOĞLU


AYET ve HADİSLER IŞIĞINDA BİLİM

KÜBRA CEYLAN


FIKH'IN BABASI EBU HANİFE

LEYLA ÖZCAN


SOSYAL AÇIDAN İNSAN

SÜMEYRA ARSLAN


MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAREKETİNİN TÜRKİYEYE ETKİLERİ IV

ABDURRAHMAN BURSEVİ


BASINDAN SEÇMELER

AYSEL ARPACI


İNŞAAT USTASI ve MEZAR

VEYSEL ALTUNTAŞ


KİTAP TANITIMI: FİZİLÂL-İ İMAN

AYŞE MERVE ADANUR


İNCE DOKUNUŞLAR

FATİH PALA


RUKEN

AYDIN IŞIK



 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım