Ana Sayfa Hakkımızda Forum Dosyalar Foto Galeri Mesaj Panosu İletişim
Üye Girişi
Genç Birikim
 
 134. Sayı
 Son Sayı
 Yazarlar
 İktibaslar
 Videolar (8)
 Arşiv
 Linkler
Linkler
 
 ummetiz.biz
 vakit
 ilkav
 haksöz
 özgünduruş
 medeniyet
 radyodenge
 zeynepder
 muttaki
 haber7
Site Haritası
CELAL SANCAR / TALİBAN NE İÇİN SAVAŞIYOR?

Afganistan’daki çatışmalar önceki yılların kış aylarında genellikle hafiflerdi; ancak bu yıl çatışmalar durulmadı. Biraz bunun da etkisiyle İngiltere’de sık sık sorulan soru bugünlerde, “Bu savaş niye veriliyor, İngiliz askerleri niçin çarpışıyor?” Çok ender olarak sorulan soruysa, “Taliban’ın neden savaştığı; niçin savaştığı!”


Muhabirimiz Peter Greste de bu soruya yanıt aradı: “Molla Burcan'la ilk olarak yaklaşık 15 yıl önce, Meydan Şah vilayetinin tozlu başkentinde bir çayda karşılaşmıştık. Diğer tüm Taliban komutanları gibi, büyük bir türban sarılıydı başında. Uzun, karışık bir sakalı vardı. Parmaklarıyla durmadan tespih çekiyordu. Tespihin boncukları bir daktilo tuşları gibi ses çıkarıyordu. Burcan'ı sevmiştim. Zekiydi, tane tane konuşuyordu, alaycı bir mizah anlayışı vardı.Taliban'ın görevi hakkında da kesin görüşleri vardı. Öyle, kadınların boyunduruk altına alınmasından ya da İslam ideolojisinin ihraç edilmesinden veya küresel cihad gibi çılgın fikirlerden söz etmiyordu. Batı'yla bir alıp veremediği yoktu, Afganlar arasında o sırada yaygın olan, Rusların yenilgiye uğratılmasından sonra terkedilmişlik duygusundan başka... Benim Hıristiyan geçmişimden de herhangi bir rahatsızlık duymuyordu. Hayır, Molla Burcan ve daha geniş boyutlarda, Taliban örgütü, şimdi Batı'nın tanımladığı gibi dini fanatikler olarak görünmüyordu. Taliban, Afganistan'ı anarşi içinde, kanlı bir kazana dönüştüren aşiret liderlerinden geri almak isteyen milliyetçilerdi.Hatırlayın... Taliban'ın Pakistan'daki Afgan mülteci kamplarından ortaya çıktığı o zamanlarda, rakip hizipler Afganistan'ı bölüyor, parçalıyordu.

Haydutların Hükmü

Hayber Geçidi boyunca cehennem gibi geçen çeşitli yolculukları hatırlıyorum. Dudaklarından uyuşturucu sarılı sigaralar sarkan, gözleri cam gibi silahlı adamların kontrol ettikleri ardarda dizilmiş barikatları aşmaya çalışıyorduk. Bu adamlar, hiçbir cezaya çarptırılmaksızın, önlerine geleni soyuyor, önlerine gelene tecavüz ediyordu. Komutanları, adeta zevkle ülkeyi yerle bir ediyordu. Bir aşiret liderine bağlı olmak, insanları birleştiren tek nitelikti. Ondan ötesi, anarşiydi. Kalaşnikoflarla donanmış, yanlarında Kuran'ı da taşıyan Taliban, bu kargaşaya bir nokta koymak istiyordu. Bağlı oldukları hareketi birleştiren ideolojik unsur İslamiyetti. Ahlakî yetkiyi ve yasal düzeni İslamiyet’ten, şeriattan alıyorlardı. Taliban ideolojisinin daha sonraki yıllarda ortaya çıkan kötü taraflarını affettirme gayreti içinde değilim. Zina yapanların taşlanması, kızların eğitimden çekilmesi, sinemanın, müziğin yasaklanması ve tabii bir de, Usame Bin Ladin'e sığınma olanağı sağlamaları gibi... Ama Batı, Taliban hakkındaki, bir noktayı hâlâ gözden kaçırıyordu. Aynı şey bugün de yapılıyor.


Savaşma Gerekçesi

‘The Fog Of War’ – ‘Savaşın Sisi’ adlı belgeselde Vietnam savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı olan Robert McNamara, bu savaştan yıllar sonra, Vietkong yönetiminin liderlerinden biriyle konuşuyordu. McNamara'ya, Amerikalıların hiçbir zaman tam olarak anlayamadıkları bir şey söylendi.

‘Amerika, komünizmin küresel yürüyüşüne karşı savaştığına inanıyordu. Ama, Vietnamlıların Fransız sömürgeciliğine karşı vermiş oldukları tarihi mücadeleyi anlayamamıştı..’

Washington, komünizmi durdurmak için kan döktüğünü zannederken, Vietkong sadece, millî mücadelesine devam etmekteydi. Onlarınki, bir bağımsızlık savaşıydı. Komünizm, sadece, bu harekete bir amaç ve yön sağlayan ortak bir ideolojiydi. Bugünkü Taliban için de, din aynı rolü oynuyor. İki ülke arasındaki benzerlikler daha da öteye gidiyor. Her iki durumda da, o dönemde komünizm, şimdi de İslam, savaşa katılmaya hevesli, silah ve paraya sahip bir sürü müttefik sunuyor savaşçılara. Ama o zaman olduğu gibi bugün de, ideoloji, üzerinde daha çok odaklanılmış olan milliyetçi davanın gerisinde kalıyor. Tabii Taliban yönetimindeki bazı liderler, Müslümanların, diğer Müslümanları kâfirlerin etkisinden korumakla yükümlü oldukları yolundaki bir İslam ideolojisine derinden inanıyorlar. Onlarınki çok daha geniş kapsamlı, militanca bir söylem ve bu bakımdan, El Kaide'den çok da farklı bir yerde değiller. Ama bence bu bakış açısını, Taliban'ın tümü, hatta büyük bölümü için düşünmek hatalı olur. Batıdaki siyasi liderlerin durumu böyle görüyor olmaları, daha eskiden yapılmış hataların tekrarlandığına işaret ediyor. Ve ben, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgeye daha fazla asker sevk edilmesini öngören yeni siyasetinin sorunu daha da büyüteceğini düşünmekten alamıyorum kendimi. 1995 yılına dönelim. Taliban'ın Kandahar ile Helmand'ı ele geçirmesinden hemen sonraları... O nefret edilesi kontrol noktalarından tamamen kurtulmuş olan sokaklardan geçiyordum arabamla. Pazarlar, yerel halkın uzun yıllardır görmediği biçimde, cıvıl cıvıldı. Dünyanın en kaliteli narlarına göz atarken, pazarcılardan bazıları, uymak zorunda oldukları yeni yasalardan yakındılar. Ama yine de çoğunluğu, nihayet geri gelen istikrar ve güvenlikten büyük bir memnunluk duyuyordu. Afganistan'a, Noel sırasında yaptığım son ziyaretteyse, aynı sokaklara, ancak havadan, içinde bulunduğum İngiliz askeri helikopterinden göz atabildim. Üzerimde kurşungeçirmez giysiler vardı. Pazarlarda, narların yanı sıra, kaldırım kenarına yerleştirilmiş bombalar da olabiliyordu. Molla Burcan, artık yaşamıyor. Taliban'ın 2006 yılında Kabil'i geri almak için verdiği o ilk savaşın ilk devrelerinde öldü. Ama kendisiyle, aşiret liderlerini devirmek için verdikleri savaş sırasında verilen büyük kayıplar hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bu liderlerin birçoğu şimdi hükümette görev almış durumda.

‘Anlamıyorsunuz’ demişti Molla Burcan... ‘Biz, toprağımız için savaş veriyoruz. Bizden bir kişi öldürüyorlar ama aynı anda 10 yeni düşman yaratıyorlar’ diye sürdürmüştü. Afganistan'da değişen pek fazla bir şey olduğunu sanmıyorum.” (BBC, 18.1.2010)




0 Yorum - Yorum Yaz
Hava Durumu

 
Haber
 

DARBE SENARYOLARI ve ENGELLENEMEYEN PKK TERÖRÜ

ALİ KAÇAR


DEMOKRASİ VE SEÇİMLER

SÜLEYMAN ASLANTAŞ


ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİ HER ZAMANKİ GİBİ…

AMERİKANIN SESİNDEN AKTARAN: CELAL SANCAR


MÜŞRİK

ŞAHİN ÖZDAŞ


DEŞİFREDE HER SÖZ, HER BİLGİ, HER KARE ÖNEMLİDİR

NECDET YÜKSEL


GÜLE GÜLE ÜSTADIM

ERDAL BAYRAKTAR


AÇILIM BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM(DU)! II

BÜNYAMİN ATEŞ


KURUMLARI ELE GEÇİRME

MAHMUT CELAL ÖZMEN


GAZZE'NİN KAPILARI

Dan EPHRON / Çev: İsmail CEYLAN


RAHMETLE YOLCULUK

HAYRİYE BİCAN


RAMAZAN VE RUH TERBİYESİ

KADİR SEVEN


RAMAZAN AYI ve ÇOCUKLARIMIZ

İDRİS GÖKALP


RAMAZAN ve ORUÇ İKLİMİ

FATİH PALA


HALİFE HZ. ÖMER I

NAZİFE ACISU


SANA LAYIK OLAMADIK EFENDİM

AYTEN CEYLAN


ÇOCUK EĞİTİMİ DUA İLE BAŞLAR

İSA MEMİŞOĞLU


AYET ve HADİSLER IŞIĞINDA BİLİM

KÜBRA CEYLAN


FIKH'IN BABASI EBU HANİFE

LEYLA ÖZCAN


SOSYAL AÇIDAN İNSAN

SÜMEYRA ARSLAN


MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAREKETİNİN TÜRKİYEYE ETKİLERİ IV

ABDURRAHMAN BURSEVİ


BASINDAN SEÇMELER

AYSEL ARPACI


İNŞAAT USTASI ve MEZAR

VEYSEL ALTUNTAŞ


KİTAP TANITIMI: FİZİLÂL-İ İMAN

AYŞE MERVE ADANUR


İNCE DOKUNUŞLAR

FATİH PALA


RUKEN

AYDIN IŞIK



 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım